Türk Müziği Formları

2008-05-05 03:24:00

 

İÇİNDEKİLER

 

1-Makam Nedir?

2-Türk Müzik Tarihine Genel Bakiş    

3-Turk Musikisinde Fasil 

4-Türk Sanat Müziğinde Dönemler   

5-Sarayda Musiki 

6-Osmanlıda Musiki ve Hikmete Dair Fennin Son Osmanlıları   

7-Makamlar ve Ayaklar 

8-Türk Sanat Musikisinde Taksim 

9-Türk Sanat Müziği Tarihsel Gelişimi   

10-Türk Sanat Müziği Formları   

11-Dini Musiki Formları

---------------------0----------------------------------0----------------------------------0--------------------

 

MAKAM NEDİR?

 

   Makam; Arapça kaame yekuumu(ayakta durmak)fiil kökünden gelen ve islamiyetin ilk yıllarında kur an okuyanların durduğu yere denirdi. Müzik terimi olarak makam ilk defa Azeri bilgin Meregali Hoca Abdülkadir tarafından 1418 tarihli Makaasidü'l-elhan kitabında kullanılmıştır.

 

    Bizim müziğimiz Avrupa müziği gibi serbest değil giriş gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Müziğin bu dolaşımına seyir denir ve makamlara değişmeyen tatları veren bu seyirlerdir. Mırıldandığınız parçaların melodileri birbirinden farklıdır, aynı makamlar aynı etkiyi bırakacaktır. Bu ortak tarafların parça değişse de değişmeyen seyri makamları belirler. Tüm makamları tanımak ancak profesyonel müzisyenlerin isidir. Bir dinleyici olarak Rast, Nihavend, ussak, hicaz, hüseyni, segâh, hüzzam, saba ve kürdîlihicazkâr gibi bir kaç temel makamı tanımak yeterli olur.

 

    Uşşak ile bayati, hüseyni ile muhayyer, saba ile bestenigâr arasındaki farkları ancak nota bilen saz çalan şarkı söyleyen profesyoneller anlayabilir.

 

    Türk müziğinde tarih boyunca 600'e yakın makam icat edilmiş, bu makamlarla 40 bine yakın eser bestelenmiştir. Bugün kullanılan makam sayısı 70,80 kadardır.

 

   Kaynak: Zeki Yılmaz/Türk müziği dersleri     

 

 TÜRK MÜZiK TARiHiNE GENEL BAKiŞ
GAZiOSMANPAŞA ÜNiVERSiTESi


insan dusuncesinin urunu oldugu kadar duygusal bir desarj yolu da olan muzik, yaratildigi ortamla, cagin dunya gorusu ile, kisaca insan yasami ve toplumla, butun diger sanatlar gibi sikica baglidir. Muzik yoluyla bir yandan gunluk yasamin ustune cikip guc kazanirken, bir yandan da birlikte yasamanin kurallarini ogreniriz.

insana, butun sanatlardan daha buyuk bir kolaylik ve etkileme gucuyle ulasan muzigi seslerle dusunme, sesler araciligi ile yasami duyumsama ve gelistirme yolunda insan gerceginin, butun iliskileri icinde, arastirilmasi ve aktarilmasi sanati olarak tanimlayabiliriz. Bu arayista en carpici amac, insani korumaktir. Bu koruma islevi bugun artik somut olarak gorulen ve hemen kavranabilen bir ozellik degildir.

Muzik, matematiksel bir mantik, disiplin, zamani kullanma, susma, dialog kurma, hareket etme ve iliskiler sanatidir da...

Yalnizca sinirli bir bolumunu sesler ve gurultuler halinde kavrayabildigimiz titresimler, doganin en belirgin kanitidir. Normal yapida her insan, isitme ve muzikle ilgili yetilerden kendi payina duseni almis olarak dogar. Muzigi, varligina, aldigi egitime, irkina, yasadigi caga gore uretir.

Muzik malzemesi, insan dogmadan milyonlarca yil once hazirdi. cunku doga, sonsuz bir sesli malzemedir. Gok gurultusu, yer kaymasi, yer sarsintisi, suyun akisi ve calkantisi, havanin dar bogazlardaki hareketi gibi olaylar, dogadaki sayisiz sesler ve titresimlerden bir bolumunu olusturur.

Kapali ilkel toplumlarin incelenmesi yoluyla ilk insanlarin muzik egilimleri ve uretimleri hakkinda yaklasik bilgiler edinilebilmektedir. Bu, gecmisin ortusunu kaldirmanin bir yoludur ve oldukca guvenilir bir yontemdir. ilk insanlar gok gurultusunde doga ustu guclerin simgesini, firtinanin ugultusunda kotu ruhlarin sesini, denizin sakin goruntusunde ya da patlamasinda tanrilarin iyiligini ya da ofkesini buluyorlardi. Yanki bir cesit kehanet, vahsi hayvanlarin sesleri bilinmeyenin habercisi olarak algilaniyordu. Boylece, insanligin baslangicinda din ve muzik birbirine karisti. Kisitli bir sozcuk dagarcigina sahip olan ilkel insan gorduklerini adlandiriyordu. Duygularini, icgudulerini ve kutsal guclere inancini anlatmak icin hemen o anda kendiliginden duzenleniveren seslerden yararlaniyordu.

Giderek muzik, ninni ya da matem sarkisinda olsun veya buyuyle karismis bir torende olsun, ilkel insanin, butun gereksinmelerine cevap verecek bicimde ve her alanda varligina sikica girdi. Gunumuze ulasan bilgiler ile kapali toplumlarin yasamlari incelendiginde ilk insanin, hanceresinden kus seslerine benzer tiz sesler, vahsi hayvan homurtulari gibi pes sesler cikardigi ve bunlari doga karsisinda guclu olmak icin kullandigi varsayilmaktadir.

Muzigin dogasinda olan ses, boylece kullanilir hale gelmis olmaktadir. Ritm ise, gelismeye baslayan insanin, kutsal guclere karsi kendini af ettirme isteklerini aciga vurdugu ve doga karsisinda, kazanim coskularini simgeleyen torenlerde ortaya cikmaya baslamistir. Guc kazanilmis bir avin cevresindeki kutlama torenlerinin, ava cikmak icin yapilan torenlerin dansla iliskisi aciktir.

insandaki ritm duygusunu, bir vurus, bir gurultu ya da bagirisin tekrarindan ve simetrisinden dogan haz biciminde tanimlayabiliriz. Dogadan aldigimiz en kesin mesaj ritmdir kuskusuz. Simetri, tekrar, duzenli tekrar, yanki... Gorunusteki daginikliga karsin her sey tamamen olculudur. Gece ve gunduz, mevsimler, ureme, filizleme, cicek acma, solma, yasam ve olum...hepsi kesin bir disipline boyun eger. Bu da insanogluna, doganin ve kendi mekanizmasinin ritmlerle cevrili oldugunu kisa surede kavratmistir.

ilk insan, ayaklari, elleri ve girtlagi ile yarattigi olculu iskeleti giderek cesitli seslerle doldurdu. Zamanla basincli hava sutununun tinisini buldu, onu bir tup icinde titrestirmege basladi. Delik bir okuz boynuzu, ici oyuk bir kamis ya da kemikten uyumlu sesler cikartti. Zengin ufleme calgilari boyle dogdu. Avcilikta kullandigi gerilmis yayin cikardigi ses, yeni bir calgi ailesinin dogmasina neden oldu. Bundan sonra muzisyenler sesin ve tininin sirlarini cozmeye ugrastilar[1].

ilkel insandan kavim yasamina gecildikten sonra, muzik toplumsal yasama da girdi. Her toplum kendi yasam bicimine, degerlerine, inanc ve torelerine uygun muzik uretti. Kendi calgilarini, ezgilerini, ritmlerini olusturdu.

Turk muzik tarihi de kendi bunyesinde, kendine has ve kendi urettigi bicimi ile genel muzik tarihi icinde yerini aldi. Turk muzik tarihi hem Turklerin tarih boyunca muzik ile olan her turlu ilgisinin, hem de Turk muzik sistemi ile bu sisteme karisan her turlu muzigin teknik gelismelerinin incelenmesi[2] biciminde tanimlanabilir.

ilk caglardan itibaren Dunyada gelisen ve yayilan Turkler, muzikteki ilerlemelerini gittikleri yerlere tasimislar ve gelistirmislerdir. Bugun Turklerle ilgisi olan tum uluslarin muziklerinde, Turk muziginin etkisi gorulmektedir. Bir cok batili besteci, eserlerinde Turk motiflerini islemistir. Kisaca Turk muzigi etkisine Asya, Avrupa, Orta Dogu ve Afrikanin bir bolumunde rastlamak mumkundur. Ayrica Turkler, nota ve muzik aletlerinin gelismesine de onculuk etmislerdir. Kemence (iklig), tar, kopuz, saz, vurmali calgilardan davul, tef, kudum, kos vb. bunlara en iyi orneklerdir[3].

Turk muziginin tarihsel gelisimi ve donemleri ise 2 ana baslik altinda toplanir.

1- Turk Halk Muziginin tarihsel gelisimi.

2- Klasik Turk Muziginin tarihsel gelisimi.



TuRK HALK MuZigiNiN TARiHSEL GELisiMi

Halk muzigi, dunyanin her tarafinda o ulkenin aydinlari tarafindan yaratilan muzik turlerinden farkli olmustur. Halk muzigi ile, aydinlar tarafindan yaratilan muzik turleri arasinda en onemli fark, halk muziginin anonim olmasidir. Halk muzigi ulkenin bir urunudur. Milletlerin oz varliginin yuzyillar boyunca dile gelmesinden dogmustur.

Gunluk hayati yansitan ezgi, ritm ve tonalite bakimindan degisik bolgelerde farkliliklar gosteren bu muzik kolu, dogal ve sosyal konulari dile getirir. Bu muzik turu ritm, ezgi ve tonalite bakimindan renkli ve zengindir[4].

Alman muzikologu Hugo RiEMANNa gore halk muzigi ezgi ve sozleri kimin tarafindan yapildigi belli olmayan, bir cok sebeple halk tarafindan kabul edilmis ve halk ezgisi ifadesine burunmus, melodik ve armonik bunyesi kolayca anlasilan ve populer bir eda tasiyan muzik turudur[5].

Turk Halk Muzigi ise Turk milletinin esasini olusturan buyuk halk kitlesinin, tarih boyunca ve her medeniyet dairesinde kendi kendine yarattigi, icinde eski muzik geleneklerini devam ettirdigi, anonim bir karakter tasiyan halk sanat turudur. Halil Beddi YoNETKENe gore folklorik, anonim bir deger tasiyan, vucuda getiricisi belli olmayan, Turk koylusunun, Turk asiretinin, Turk asiklarinin muzigidir[6].

Bu sanat; koy, kucuk kasaba halkinin oz muzik kulturunu teskil eder. Turk Halk Muzigi kendi ozel metrik ve model bunyesi icinde, kendine has muzik aletleri, vokal ve enstrumantal muzik turleri ile, orijinal bir icerik tasir[7].

Donemleri 3e ayrilir.

1- ilk Donem. (islamiyetten onceki Donem)

2- islamiyet Etkisi Altindaki Donem.

3- Bugunku Donem.



1- ilk Donem (islamiyetten onceki Donem)

Turk boylarinin tarih sahnesinde gorundugu Orta Asyada ilk medeniyet izleri arasinda, kopuz ve onun kullanilmasi ile, halkin yasayisinin ifade edildigi ezgilerin varligi bilinmektedir.

Turkler islamiyeti kabul etmeden once samanizmin etkisinde kalarak (bazi Turk boylarinda, Gok Tanri inanci, Maniheizm ve Budizm inancida vardir.) dini goruslerini yonlendirmisler, dini ayinlerinde muzigi kullanmislardir. Yug torenlerinde (yas gunleri, olulerinin arkasindan yaptiklari torenler), toy ve solenlerinde[8] (yilin belli donemlerinde hayvanlari yedikleri torenler), muzigi bir etkileme gucu, ruhsal bosalimin bir araci, eglencelerinin bir parcasi olarak kabul etmislerdir. Ayrica, devlet, millet birligini olusturan; savasta orduya duygu veren, yuruyus ve hareketini duzenleyen de ses ve ritm dir.

Elimizde pek fazla kaynak bulunmamasina ragmen Dede Korkut hikayelerinden, Orhun Anitlarindan Turklerin halk muziginin gunluk yasamin icersine girdigini bilmekteyiz. ozellikle Dede Korkutun gunumuze kadar ulasan hikayeleri bu konudaki en degerli hazine gibidir. Dede Korkutun kitabinda tasavvuf ve mistiklik aramak, hem guc ve hem de dogru degildir. Bununla beraber, islamiyetten ve her turlu yabanci dinden arinmis, en eski Turk mitolojisinin bir cok mith ve mythoslarini gormek ve duymak da mumkundur. Dede Korkuta Turkmenler ve Orta Asya Turkleri tarafindan Korkut- Ata denmektedir. Kazaklarin kopuz ve tanbure, dombra gibi sazlarini bulan da Korkut Atadir[9].

Turklerin karsilikli konusmalarini bile kopuz yardimiyla yaptiklarina en guzel ornek, Dede Korkutun Salur Kazani oglu Uruzun tutsakliktan cikardigi destan[10]. da gecen su soylama olacaktir.

okcesin okcesine kakdi. Kaburgasin karnina kavsurdi. Uyanin cekdi, agzin ayirdi. Kafiri oldurdi, cokdi uzerine oturdi. Aydur: Mere kafirler kopuzum geturun, sizi ogeyin didi. Vardilar, kopuzi geturdiler. Eline alup burada soylamis gorelum hanum ne soylamis;

Aydur:

Bin bin erdenerden yagi gordum-ise oyunum didum

Yigirmi bin er yagi gordum-ise yiylamadum

(Diye bu soylama devam ediyor.)

Bu doneme ait en eski Turk karekteri tasiyan eser, Ural daglarinin dogusunda aranmis ve cingiz Hanin oglu Cocinin olumune neden olan aksak kulan veya aksak yaban esegi adli eser, en eski kog (yirlamak, Brockelmanna gore melodi. er kogledi: adam kendi kendine yirladi[11].) kabul edilmistir. Kazak Turklerinin agitlarindan kor kizin sarkisi yani sokir kiz eni adli bir yari agit da cok eski karakterde bulunmustur. Bu agitlar, her yeni olen kisi icin, sozleri biraz degistirilerek soylenirse de, muzik sistemi ve melodileri cok eskilere dayanmaktadir[12]. Eski Turk hakanlarinin otaglarinda ve ordugahlarinda 9 kok denilen bir muzigin, muzik takimlarinca her gun calindigi ortaya cikartilmistir[13].

Halk muzigimizin yapitlarindan olan destan muzigi ve destan muziginin en onemli eseri Manas destanidir. Manasci denilen halk sanatcilarinca ve kerem ile okunan destan, halk muzigini bozulmadan koruyan, ozu ve sozu ile zamanimiza getiren bir direktir. Koklerini ve konularini, tarihin derinliklerinden alan tarihi epik (historical epic) tipinde bir destandir. Destanin eski karakterlerini yasatan soyleyisler, ozellikle Kuzey-bati Asyada yaygin gorulur. Muzikal-siir (musical-poetic art) sanatinin en eski ornekleri ise Kirgiz-Turk kultur cevresinde bulunmaktadir[14].

Kisitli sayidaki kaynaklardan elde edilen bilgiler isiginda, muzigin gunluk yasantinin vazgecilmez unsuru oldugu ortaya cikmaktadir. Ancak, bu donemdeki muzigin yaziya dokulmemis olmasi, hem nota ve hem de sozlerin gunumuze kadar ulasamamasina neden olmustur.

Turkler kavimler gocuyle, gittikleri yerlere bu muzigi tasimislardir. Gok tanriya yakaris, kahramanlik, savas ve dogusme, doga bu donemde islenen en belirgin konulardir. uzulerek belirtmem gerekir ki, oz kulturumuz olan halk muzigi, SSCB donemindeki asimile etme cabalari sonucunda, biraz da olsa zarar gormus, yapay politik sinirlarla, Turklerin ilk zamanlarindan beri olusan kulturumuz ve bu kulturun olustugu cevre bolunmeye calisilmistir.



2.islamiyet Etkisi Altindaki Donem


M.S.925lerde batiya yonelen Turk boylari, Karahanlilardan baslayarak islamiyeti kabul etmeleri ile yasama sekillerinde ve kultur yapilarinda degisimler gostermeye baslamislardir. Toplum yasamindaki bu degisikligin muzige yansimasi da kacinilmaz olmustur. Muzik yapilarinda bir degisim olmamasina karsin, sozlerde dinin etkisini gormek olagandir. Ancak sozlerde, sert ve kati dindarligin karsisinda hosgorulugu, Tanri sevgisini gormek mumkundur

Halk muziginin baslica turlerinden sayilan Kitap olongu (kitap sarkilari)de, daha cok ilahiler ve Kuran okumalari ile ilgili muzik ve dizi sekilleridir[15].

Ozanlar bu donemde de eski sadeliklerini ve usluplarini surdurmuslerdir. Ortacag Avrupasinda siir ve muzigin gezgini olan trouver ve troubaduor gelenegine karsit bicimde soylulari ve zenginleri bu ise sokmamislar, ancak halktan buyuk saygi gormuslerdir. Soyluluk ve zenginlik, siirde muzikte kalmistir. Sazlarini ustalikla calmalari yaninda Turkceyi iyi kullanmalari, halk muzigine unutulmaz eserler kazandirdigi gibi, halk edebiyatina da sayisiz eser katmalarini saglamistir. Yuzyillarca usanmadan gezip dolasan halk ozanlarimiz, hem bu muzigi yayginlastirmislar, hem de unutulmamalarini saglamislardir. Bu yolculuklari sirasinda gezginin bir tek yoldasi vardir. Saz.

Her ne kadar ozanlarin siirleri elimize ulasmis ise de, ezgiler yakildiklari donemde notaya alinmadigindan, unutulan ezgilerin, elimizdekilerden cok olma olasiligi bir hayli yuksektir. Ezgilerin anonim ozellik tasimasi, halk icinden gelen yaraticiligin, kusaktan kusaga aktarilmasi, gelenegin guclendirilmesi anlamini da tasimaktadir.

Bu cagdaki asiklar halk muzigi geleneklerini devam ettirmislerdir. En onemli asiklar;

Asik Pasa (1272-1332), hem hece, hem aruz olculerini kullanarak divan ve halk siirinin baslangictaki orneklerini yaratmistir. Divan siirinde Mevlananin, halk siirinde ise Yunus Emrenin etkisinde kalmistir. Turkceye gonulden baglidir ve halk dilini savunmustur.

Dogum Tarihi bilinmeyen, ancak 1404 yilinda Halepte oldurulen Nesimi, ezgilerinde kendine ozgu mistik duyusu, coskulu bir siirsellikle islemistir.

Bazi siirlerinden 1398de dogdugu, Edirne ve Filibe gibi Balkan diyarlarinda gezdigi anlasilan 15.yy. ozani Kaygusuz Abdal, gercek ustu zitliklarla, hiciv ogelerine yonelmistir. Ona gore, Kelebek bugday ekmis, Sivrisinek bugday bicmeye baslamis, Ergenenin koprusu susuzluktan bunalmistir.

olumu 1560-1570 yillarinda olan Pir Sultan Abdal, ezgilerinde ve siirlerinde, mistik goruslerini guclu teknigiyle birlestirerek, duyarlikli bir lirizm yaratmistir.

siirlerinden 3. Murat doneminde (1574-1595) yasadigi anlasilan Koroglu, yalin bir dille gercekci bir siir yaratmistir.

Dogumu 1606, olumu 1679 olarak tahmin edilen Karacaoglan, halk ozanlari geleneginin en unlu kisiliklerindendir. siirlerinin ve ezgilerinin degeriyle sivrilen Karacaoglan, siirlerinde genellikle kullandigi 6+5 ve 4+4 olculerinin tekduze uyumuyla yetinmeyerek, olcuyu belli etmeden zorlayan yeni sesler bulmustur.

Yaklasik 1785-1865 yillarinda yasadigi sanilan Dadaloglu, toplumsal celiskileri toksozlu bir deyisle sergilemis, ote yandan siirsel incelik ve buluslardan uzak kalmamistir.

Erzurum yakinlarindaki bir koyde dogan ve 1860 yilinda olen Emrah, halk siirinin yenilenen formlari icinde degisik bir siirsel anlatima yonelmistir[16].

Turk anasi ninnileri ile uyutmus kucagindaki bebegini, bazi analar ise agit yakmis kaybolan cocugunun arkasindan. iste bir turkunun hikayesi;

Bebek Agitinin Hikayesi (Avsar Agiti Orta Anadolu)

Olay yaklasik 350-400 yil once, Orta Anadolunun yuksek ve daglik bolgesinde yasayan Avsar asiretlerinden birine aittir.

Gunlerden birgun bir asiret beyinin oglu ile baska bir asiret beyinin kizi evlenir. Yedi sene cocuklari olmaz. Asiret beyinin oglu bu evliligin, bu beraberligin mutluluk getirmedigini, buna gelinin neden oldugunu her firsatta gelinin basina kakar. Kader bu ya, yedinci senenin sonunda gelin bir oglan cocugu Dunyaya getirir. Asiret cok sevinclidir. cocuk uc aylikken asiretin baska bir yere goc etmesine karar verilir. Gelin cocugunu bir kilime sarip, besigine yatirir ve bir mayanin ustune yerlestirir. Asiret bir gece yarisi Elmalidan yola cikar. Elmali daginin sik ve karanlik ormanlari icinde yollarina devam ederlerken kotu bir tesaduf, cam dallarindan biri zavalli yavrunun besigine takilir ve onu mayadan ayirir. Yavru, gecenin sessizligi icinde besigiyle cam dalina asili kalir. Hic bir seyden haberi olmayan kafile, ertesi sabah obaya gelip konaklar. Meme vermek icin yavrusunun yanina giden zavalli ana, yavrusunu bulamayinca cilgina doner. Dogunmege, yolunmaga baslar. Asiret buyuk bir uzuntu icine gomulur. Dayisi, amcasiyla birlikte geldikleri yoldan geriye donerek yavruyu aramaya koyulurlar. Fakat ne care ki bulamazlar[17].





1-Elmalidan ciktim yayan, 4- Ala kilime sardigim,

.Dayan ey dizlerim dayan, Yuksek mayaya koydugum,

Emmim atli dayim yayan, Yedi yilda bir buldugum,

Nenni, nenni, bebek oy. Nenni, nenni, bebek oy.



Bebek beni del eyledi, Tabancamin ipek bagi,

Bir kotuye kul eyledi, Baban bir asiret beyi,

Yakti yikti kul eyledi, Kanlim oldun cicek dagi,

Nenni, nenni, bebek oy. Nenni, nenni, bebek oy.



Havada kuzgunlar dolasir, Gelin basi baglamadim,

Kargalar oles bolusur, Top zulufun yaglamadim,

Kara haberler erisir , Obamdan utandim aglamadim,

Nenni, nenni, bebek oy. Nenni, nenni, bebek oy[18].



Turku, bu korkunc ve yurekler parcalayan yasamin, ana gonlunde sekillenip, dilinden dokulen feryadidir.

Gelisen ve bir olcude degisimler yasayan halk muzigimizin bu cagi, turkulerin cesitlilik kazandigi donem ozelligini de tasimaktadir. Maniler, kosmalar, hoyratlar, agitlar, oyun havalari, kina havalari, esnaf turkuleri, zanaat havalari, sevda turkuleri, sosyal ve gunluk yasayisla ilgili turkuler, yigitlemeler, kocaklamalar bu donem icinde olusmuslardir.



3- Bu Gunku Donem

Kulaktan kulaga, kusaktan kusaga iletilerek ve tarih suzgecinden gecerek gunumuze kadar ulasan halk muzigi, canliligini devam ettirmektedir. Bu muzigin kokleserek gelismesinde ve yayilmasinda, halk ozanligi geleneginin buyuk bir katkisi vardir. 20.yuzyilin ilk yarisinda da bu gelenek surmustur. Ancak sosyal yapinin degismesi, koyden kentlere gocler, iletisim araclarinin hizli gelisimi, geleneksel toplum biciminden yeni toplum bicimlerine gecis vb. etkiler, bu gelenegi etkilemistir.

Bu donemdeki en olumlu gelisme ise, Turk Halk Muziginin bilimsel olarak incelenmeye baslanmasi denebilir. Tarihsel surec icersinde hep var olan halk muzigi, halkbilimci ve etnomuzikologlarca daha yeni incelenmeye baslamistir.

Turk toplumunun yasamina damgasini vurmus ve toplumsal yasama yon vermis gunluk, sosyal, ekonomik, kulturel ve tarihsel olaylar basta olmak uzere, cesitli gelenek, gorenek, inanclar ve benzeri olgulari konu edinmesi acisindan, Turk Halk Muzigi kulturumuzun onemli yapi taslarindandir. Bu ozellikleri ile halk muzigimiz, iliskili bulundugu tarih, cografya, sosyoloji, psikoloji, edebiyat, folklor, hukuk, felsefe, kulturel antrapoloji, basta olmak uzere, cesitli bilim dallari acisindan incelenmesi ve analizi gerekli bir alan olarak karsimiza cikmaktadir.

Halk muzigi uzerinde, yukarida belirtilen ozellikler goz onune alinarak yapilacak bilimsel ve kollektif calismalar, Turk toplumunun duygu, dusunce, zevk, estetik ve felsefesi ile genel karakteri hakkinda son derece saglikli ip uclari verecektir.

Bu nedenlerle geleneksel degerlerden kan alan, cagdas bir kultur yaratma sureci icinde, halk kulturunun diger unsurlari gibi halk muziginin de derlenmesi ve arastirilmasi kacinilmazdir[19].

ilk derleme calismalari 1925 yilinda, istanbul Belediye Konservatuari tarafindan, her ilin Milli Egitim Mudurlukleri araciligiyla baslatilmistir. Bu derlemeler yontem acisindan sakincali bulundugundan, 1926 da Darulelhan derlemeleri baslamistir[20]. Turk Ocaklari ve Halk Evleri de, derleme calismalarinda onemli katkilar saglamistir. Gunumuzde de devam eden derleme calismalarina TRT kurumu da katilmis ve buyuk bir arsiv kurulmustur. Bu derleme calismalarinin en buyuk katkisi, unutulmaya yuz tutmus eserlerin notaya dokulmesi ve gelecek kusaklara aktarilmasidir.

Kitle iletisim araclarinin gelisimi, bir yonden olumlu etkiler de sunmustur. Radyonun kurulmasi ile turkulerin yayilmasi hizlanmis, yoresel sanatcilarin kendi dil ve calgilari, diger yorelerce de taninmaya baslamistir. Televizyonun yayginlasmasi ve Turk Halk Muzigi programlarinin yayinlanmasi isitsel zenginlik yaninda, gorsel ogelerin de taninmasini saglamistir. ornegin, bir yorede yapilan kina gecesinde, hem o yorenin kina gecesi turkuleri, hem bu turkunun oynanmasi ve hem de folklorik degerleri ayni anda tanitilabilir, ogrenilebilir olmustur.

Bu donemin baska bir ozelligi de, tek kisilik calis ve soyleyis olan ozan gelenegi yaninda, topluluklarin kurulup, kurumsal yapiya da donusturulmesidir. 1940 yilinda Muzaffer Sarisozen tarafindan kurulan halk muzigi toplulugu (Yurttan Sesler), ilk olma ozelligini tasimaktadir. istanbul Belediye Konservatuari, 1950 yilindan bu yana calismalarini surdurmustur. Akademik olarak ise, 3 Mart 1976 da iTu Turk Muzigi Devlet konservatuari egitime baslamistir. Gunumuzde ise bir cok universitenin Turk Halk Muzigi bolumu bulunmaktadir. Buyuk illerin bir cogunda, Kultur Bakanliginin halk muzigi topluluklari kurulmustur. Son 3-4 yil icersinde Turk Halk Muzigine artan ilginin nedenlerinin basinda, bu kurumsallasmanin onemli katkisi, yadsinamaz bir gercekliktir.

Tek seslilik geleneginin yaninda, Turk Halk Muziginin cok seslendirilmeye baslamasi da, bu donemin baska ozellikleri arasinda yerini almistir. Bu dusunceyi Ziya Gokalp (1876-1924), Halk Muzigimiz bize bircok melodiler vermistir. Bunlari toplar ve bati muzigi kurallarina gore armonize edersek, hem milli, hem de Avrupali bir muzige sahip oluruz[21]., Ataturk ise, (30.11.1929 gunu Alman tarih yazari Emil Ludwigle konusmasinda)Bizim gercek muzigimiz Anadolu halkindan isitilebilir, (1.11.1934 TBMMnin acilisinda) Ulusal, ince duygulari, dusunceleri anlatan; yuksek deyisler, soyleyisleri toplamak, onlari bir gun once, genel son muzik kurallarina gore islemek gerekir. Ancak, bu guzeyde Turk ulusal muzigi yukselebilir, evrensel muzikte yerini alabilir[22] diyerek, dusunsel temellerini atmislardir. Bu baglamda bugunku Cumhurbaskanligi Senfoni Orkestrasinin temeli olan istanbulda ki Muzikayi Humayun, 1924 yilinda Ankaraya tasinip, Riyaseti cumhur MusikiHeyetine donusturuldu.

Bati armoni kurallari ile halk muzigi ezgileri islendi. Ancak Kemal ilerici, Turk Muziginin kendi armoni sistemine sahip oldugunu ve bu armoni sistemi ile cok seslendirilebilecegini kanitladi[23].(Ancak, sanat muzigi ile halk muzigi bu sistemde ic ice ele alinmistir.) Keremi ana dizi kabul etti.

Turk Halk Muzigi, son zamanlarda pop muzik tarzi ile de islenmeye baslamistir. Bu denemelerin hepsi saygi ile karsilanmali ve gelismenin ancak boyle olabilecegi unutulmamalidir.

Donemin ozan geleneginin en buyuk ismi Asik Veyseldir. (1894-1973) Dilindeki sadelik ezgilerine yansimistir. Turk insanindaki efendiligi, mertligi, ruh inceligini satirlara dokmustur. insan, yurt, doga sevgisini siirlerinde on plana cikartmis, toprak sevgisini temel bir oge olarak kabul etmistir. Karanlik dunyasinin ak dusuncelerini, candan dostu olan sazi ile suslemistir.

1965 yilinda TBMM, Anadilimize ve Milli Birligimize yaptigi hizmetlerden dolayi ozel bir kanunla vatani hizmet tertibinden aylik baglamistir[24].



Ben giderim, adim kalir, Ne gelsemdi ne giderdim,

Dostlar beni hatirlasin, Gunden gune artti derdim,

Dugun olur bayram gelir, Garip kalir yerim yurdum,

Dostlar beni hatirlasin. Dostlar beni hatirlasin



Can kafeste durmaz ucar, Acar, solar turlu cicek,

Dunya bir han, konan gocer, Kimler gulmus, kim gulecek,

Ay dolanir, yillar gecer, Murat yalan, olum gercek,

Dostlar beni hatirlasin. Dostlar beni hatirlasin



Can bedenden ayrilacak, Gun ikindi, aksam olur,

Tutmez baca, yanmaz ocak, Gorki basa neler gelir,

Selam olsun kucak kucak, Veysel gider adi kalir,

Dostlar beni hatirlasin. Dostlar beni hatirlasin[25].



Sonuc olarak, dunyadaki hicbir kulturde, kendini bu kadar muziginde yansitan toplum yok gibidir. Turk milleti, ozunde var olan tum nitelikleri, tarihsel surec icinde gelistirip, bozmadan ve koruyarak gunumuze aktarabilmistir. Bundaki en buyuk pay halk muzigimizindir, demek yanlis olmayacaktir.



KLASiK TÜRK MÜZiGiNiN TARiHSEL GELiSiMi


Kendi tarihi gelisimi icersinde, saray, tekke ve medreselerden destek gormus, kismen de olsa zumre muzigi diyebilecegimiz Klasik Turk Muzigini, tarihi surec icersinde tek sesli olarak gelisen, yenilenen; kendine oz makam, usul ve teknige sahip, sesli ve sozlu Turk Sanat turudur diye tanimlayabiliriz.

Bugun uzerinde cok tartisilan bir sisteme sahiptir ve yaklasik adlari belli olmayan 600 makami bulunmaktadir. Huseyin Sadettin Arel, 498 Klasik Turk Muzigi makaminin adlarini belirlemistir[26]. Bugun bunlardan bir cogunun ornegi kalmamistir. Bir donem cok tutulan makamlar, bu gun onemlerini yitirmis kullanilmaz olmustur.

izleri, Turklerin gittigi tum cografya da goruldugu halde, bazi batili muzikologlarca (Riemann) Arap muzigi olarak kabul edilmistir.

Tarihi gelisimi konusunda da farkli gorusler ortaya atilmis ve ilk Bilimsel, ilk Klasik, Son Klasik ve Yeni Klasik[27] olarak adlandirilan teorik donemlere ayrildigini soyleyenler oldugu gibi, Olusum Donemi, Gelisim Donemi, Doruk Donemi, Degisim Donemi, Atilim Donemi, Yeni Donem[28] diye siniflandiranlarda vardir. Burada Ercument Berkerin adlandirdigi ve donemlere ayirdigi sekliyle inceleyecegiz. Bu donemler;

1-Hazirlik ve Olusma Donemi

2-Klasik oncesi (Preklastik) Donemi

3-Klasik Donem

4-Neoklasik Donem

5-Romantik Donem

6-Reformist Donem dir.



1-Hazirlik ve Olusma Donemi

Bu doneme ait bilgilere eski cin kaynaklarin da rastlanmistir. Maurice Courantin, eski cin yazmalarindan topladigi metinlere dayanarak, Orta Asya Turklerinin muzige hizmetlerine ait bilgilere rastlamis, bunlarin cin kultur tarihi acisindan onemli oldugu kadar, Klasik Turk Muzigi tarihi acisindan da onemli oldugu vurgulanmistir.

Bu eserde, Han ve Hun devirlerinnin Turk Hanedanlari saraylarinda ve hatta cin haricinde kalan Kaskar ve Bugara gibi kultur merkezlerinde, islamiyetten onceki muzik kulturunun seviyesini gosteren belgelere yer verilmistir. Bu sayede Klasik Turk Muzigi Tarihini milattan once ki asirlardan baslatmanin ve Yuksek Orta Asya kulturunun olusmasinda Turklerin oynadigi rolu saptamanin ve yine bu etnografik malzeme sayesinde islamiyetten once Turk saraylarindaki muzik topluluklari, Turk askeri mizikasi ve bir cok eski Turk sazlari hakkinda fikir sahibi olmanin mumkun oldugu ileri surulmustur[29].

Ancak zamanimizda onemini surduren ananevi Klasik Turk Muziginin, 10. Yuzyil da Horasan-Turkistan Turklerinin islamiyeti kabullerinden sonra, Bati Turklerince gelistirildigi, Turklerin gectigi ve yerlestigi cevrelerde etkilesimde bulundugu, ancak diger muziklerin uzerinde daha kapsamli etkiler biraktigi anlasilmaktadir[30].

Boylece bize ulasan Klasik Turk Muzigine ait bilgiler Xiii. Yuzyildan baslamaktadir.

13. yuzyilin ikinci yarisinda Anadoluda, Mevlevi tarikatinin kurucusu Mevlana Celalettin Rumi (1207-1273) Turk kultur hayatina, etkileri zamanimiza kadar ulasan hamle kazandirmistir. Mevleviligin muzige onem vermesi ve Mevlananin oglu Sultan Veledin (1226-1312) guclu bir besteci olmasi, bu muzigin verimini, etkinligini arttirmistir.

Bu yuzyilda Azeri Turklerinden muzikolog ve besteci Urmiyeli Safiyuddin, Turk Muzikolojisinde ilk kaynak olarak kabul edilen serefiye[31] isimli eserinde Klasik Turk Muzigi sistemini ve esaslarini ortaya koymustur.

Sir C. Hubert Parrv, Safiyuddinin fizik ve matematik kurallariyla acikladigi Turk dizisini dusunulmesi bile son derecede mukemmel ses dizisi olarak degerlendirmistir[32].

Klasik Turk Muziginde elimize ulasan en eski eserler, Safiyuddinin Semel usulundeki Nevruz bestesi, Sultan Veledin Acem Devri denilen Devr-i Kebir usulundeki Acem Pesrevi ve Sengin-Semai usulundeki 3 hanelik irak Saz Semaisidir[33].



Safiyuddinin Kitabul-Edvarindan Nevruz Remel Beste[34]

Yukarida ornegi sunulan notalar, Ortacag Turk muzikologlarinin kullandiklari Ebced notasidir. Ebced notasinda her harf veya harf gurubu, bir sese karsilik gelmektedir. Seslerin uzatilma kiymetleri ise harflerin altina konulan rakamlarla gosterilir.

Klasik Ebced adi verilen bu sistemde sesleri gosteren harfler asagidaki gibidir[35].



Safiyuddin Urmevinin Ebced Nota Alfabesi
Yegah

K.Nim Hisar

K.Hisar

H.Asiran

A.Asiran


irak

Gevest

Rast

N.Zirgule

Zirgule


Dugah

Kurdi

Segah

Buselik

cargah


N.Hicaz

Hicaz

Neva

N.Hisar

Hisar


Huseyni
Acem
Evc
Mahur
Gerdaniye

N.sehnaz

sehnaz

Muhayyer

Sunbule

T.Segah


T.Buselik

T.cargah

T.Nim Hicaz

T.Hicaz

T.Neva


T.N.Hisar

T.Hisar

T.Huseyni





Klasik ebcet notasi disinda, diger bestekarlarda farkli ebcet notalari kullanmislardir.

Olusumun temellerinin atildigi bu donem, 14. yuzyil sonlarina kadar devam etmistir.



2-Klasik oncesi (Preklastik) Donemi

14. yuzyilin sonlarindan baslayarak 18. Yuzyil baslarina kadar uzanan bir surectir. Bu surec icersinde Yildirim Beyazittan (1389-1402)[36], ii. Murada (1421-1451) kadar tahtta kalan padisahlar, Osmanli padisahlarinin ilk bilgin ve sanatkarlari olarak, buyuk bir kulturel ve entelektuel faaliyet gostermis, sanat calismalarini desteklemislerdir.

Klasik Turk Muzigi alaninda kapital eser olan Hidir ibn Abdullahin Edvari; Mercimek Ahmedin Kaabus-namesi, Bedr-i Dilsadin Murad-namesi, Abdulkaadirin Kenzul-elhan isimli eserleri, ii.Muradin emir ve destegi ile yazilmistir[37].

Bu donemin en onemli olayi, Klasik Turk Muzigi tarihine Buyuk Hoca olarak gecen Abdulkaadir Meraginin (1399-1435) var olusudur. O, yapitlarinda Klasik Turk Muziginin klasik kuramina ve o donem islam Muzigine iliskin cok degerli bilgiler verdigi gibi, Kenzul Elhan (Ezgiler Hazinesi) adli yapitinda yuzlerce Klasik Turk Muzigi yapitini ebcet notasiyla yazmis ve gercek bir muzik hazinesi birakmistir. (Ancak bu eser su anda kayiptir ve bulundugunda onemli bilgilere ulasilmis olacaktir.) Bir cok eser birakan Abdulkaadir, bu eserlerinde cok degerli bilgiler vermistir.

Ladikli Mehmet celebinin yazdigi Fethiye ve Zeynul Elhan adli eserleri, 15. yuzyilin onemli yapitlaridir.





Abdulkadir Meraginin Makasidul-Elhannindan bir sayfa (kendi el yazisi)[38]



16. yuzyilda bestecilik alaninda gelisme gosteren Klasik Turk Muzigi, muzik bilim alaninda herhangi bir varlik gosterememistir. Bu yuzyildan elimize Beste-i Kadim denen dugah, huseyni,pencgah makamlarindan uc mevlevi ayin-i serifi, en eski eserlerdir ve bestecileri bilinmemektedir[39].

17. yuzyil klasik oncesi donem icinde ozellikle bestecilik cok buyuk bir gelisim gostermistir.



Ali Ufkinin Mecmua-i Saz u Sozunden bir sayfa. (Kendi el yazisi)



Polonya asilli Ali Ufki-veya Ufuki-Bey (Albert Bobowski 1610-1675?), 1650 yilinda yazdigi "Mecmua-i Saz u Soz" adli eserinde sagdan sola dogru yazilan ozel bir Bati Muzigi nota sistemiyle 150 kadar eser yazarak (turku, varsagi ve yelteme) yayinlamistir. Bu eser, Bati notasinin Turk Muziginde kullanildigi ilk ornek olmustur[40].

Prens Dimitri Kantemir yani Kantemiroglu gelistirdigi nota sistemi ile 300 dolayinda pesrev ve saz semaisinin belgelenmesini saglamis, yazdigi ilmul Musikiala Vechil Hurufat adli eseriyle donemine ait makam ve usuller kakkinda genis bilgiler vermistir[41]



Kantemiroglu Edvarindan ibrahim Aganin irak Sazsemaisi[42]



Klasik oncesi doneminin unlu bestecileri arasinda, Hatib Zakiri Hasan Efendi, Hafiz Post, Gulseni seyhi Ali sir u Gani, Buhurizade Mustafa itri Efendi, Recep celebi, Eyyubi Mehmet celebi, Solakzade, Kocek Mustafa Dede, Seyyit Mehmed Nuh Efendi sayilabilir.



3-Klasik Donem

Bu donem itriden(1640-1712), Hammamizade ismail Dede Efendiye (1778-1846) kadar olan zaman surecini kapsar.

itrinin ustun bestecilik gucuyle atilim yapan Klasik Turk Muzigi, Lale Devrinde cok parlak, sen, suh saz ve soz eserleri kazanmistir. itri Klasik Turk Muzigi tarihi icersinde en unlu kisisi olarak kabul edilmistir. Guclu sairligi yaninda ayni zamanda donemin unlu bir hanendesidir. Nuhuft makamindaki Tevsih ile Segah makamindaki Mevlevi ayini ve Mevlevi Nati Klasik Turk Muziginin en olgun eserlerindendir.

Yuzyilin basinda, 2.Mustafa ve 3.Ahmetin bazi ilahiler yazdigi ve bunlarin bir kisminin bestelenerek tekkelerde okutuldugu bilinmektedir.

Klasik donemin en onemli olayi ise 3.Selimin tahta gecmesidir. 3.Selim (1789-1807) 18 yillik saltanat sinirlarini asan donemi icinde bir ekol yaratmistir. seyh Abdulbaki Nasir Dede onun emri ile ebcet notasini gunune uyarlamis ve yuzlerce eseri Tahririye adli yapitinda toplamis ve bu eserlerin yok olmalarini onlemistir.

Ermeni asilli bir muzikolog olan Hamparsum Limonciyan da (1768-1839) Nasir AbdulbakiDede ile ayni donemde, yine Sultan 3.Selimin istegi uzerine bir nota yazim sistemi gelistirmistir. Bestekarlar ve icracilar tarafindan cok ilgi gosterilen bu sistem, son zamanlara kadar yogunlukla kullanilmistir. Gunumuzde dahi bilinen ve kullanilan bu sistem, Ortacag Avrupasinda kilise ve manastirlarda muzik yapilirken, ezginin inis-cikislarini gostermek amaciyla guftelerin uzerlerine konulan isaretlere (neum) benzeyen 7 isaret uzerine kurulmustur.

Hamparsum Nota Alfabesi[43]


Hamparsum Nota alfabesi ile yazilmis bir ornek eser[44].

3.Selimin Nizam-i Cedid (Yeni Duzen) adini verdigi Osmanli imparatorlugunu her alanda yenilestirme hareketi Klasik Turk Muzigini de etkilemistir. Kendisine ait 14 makam[45] icat etmistir.

Bu donemin bir baska onemli olayi ise 2.Mahmutun Vaka-i Hayriye denilen islahat hareketlerinin Turk Muzigine olan yansimalaridir. Bati ile tanisan besteciler (sakir Aga, Dede Efendi, Emin Aga gibi) bati muzigi etkisinde eserler vermislerdir. (Dede Efendinin Gulnihal adli eseri ilk ornek olarak gosterilir.)

Bazi muzikologlar Turk Halk Muzigi ile Klasik Turk Muziginin, 3.Selim ekolu ile birbirinden ayrildigini iddia etselerde; Halk Muziginin yapisi, dili, sazlari, isledigi konulari, yayilis bicimi, anonim olmasi gibi ozelliklerinden dolayi Klasik Turk Muzigi icersine sokulamayacagi kanisini tasimaktayim.



4-Neoklasik Donem

Hem klasik hemde neoklasik donemde gosterilebilen Dede Efendi (1778-1846) ile baslayan bu donem, Haci Arif Beye (1831-1884) kadar olan sureci kapsar. unlu besteciler, klasik kurallardan yavas yavas ayrilarak buyuk formlarda eser verme yerine, kucuk formlarda ve ozellikle sarki formunda eserler vermeyi tercih etmislerdir[46].

Hammamizade ismail Dede Ayin-i serifden, Kardan, Kocekceye kadar genis bir yelpazede eserler vermis, 500den fazla bestesinden 276si zamanimiza ulasmistir. Dede Efendi, itriden sonra Klasik donemlerin en buyuk bestecisi sayilir.

19.yuzyilin ikinci yarisinda, ozellikle dinsel muzigin en olgun yapitlarini olusturan Nat ve Duraklarin, Salatlarin, Savtlarin, Gulseni Savtlarinin yavas yavas kayboldugunu goruyoruz[47].

Neoklasik donemin diger bestecileri; muzigi 3.Selimden ogrenen ve zamanimiza 23 sarkisi, bir marsi, bir divani ve bir tavsancasi ulasan 2.Mahmut (1785-1839), Tanburi Haci Numan Aga (1750?-1834), Dede Efendinin seckin ogrencisi Dellalzade ismail Efendi (1797-1869), yine Dede Efendinin ogrencisi Zekai Dede Efendi (1825-1897), Tanburi Ali Efendi (1836-1902) ve Neoklasik donemi bitirip, Romantik donemi baslatan buyuk sarki bestecisi Haci Arif Beydir[48].



5-Romantik Donem

Haci Arif Beyden, Huseyin Saadettin Arele (1880-1955) kadar yaklasik yarim yuzyili kapsayan Romantik donem, bir sure icin klasik muzigin yasaklandigi donem olma ozelligine sahiptir.

Gelisen uygarligin, insanin sanata ayiracak zamani kisitlamasi ve begenilerin degisimi sonucunda, bestecilerin buyuk formlari birakip, 3.Selim zamanindan beri islenen, gelistirilen sarki formunu ve kucuk formlari kullanmalarini getirmistir. Besteciler halka daha yakin eserler vermeye, eserlerinde, duygusal ictenlige ve yucelige, milli ve geleneksel ozellikler tasiyan eserler vermeye baslamislardir.

Kisisel cabalarin onde oldugu donem ozelligi tasimaktadir. cunku resmi ogretimden kaldirilmis olmasi, okullarda tamamen bati tarzi egitime yonelmis olunmasi, bu sonucu dogurmus sayilabilir.

Rauf Yekta (1871-1935), Huseyin Sadettin Arel (1880-1955) ve Dr. Suphi Ezgi (1869-1962) kisisel calismalari ile Turk muzikolojisi uzerindeki calismalarini surdurmuslerdir. Rauf Yektanin Turk Muzigi konusundaki yazdigi bilgiler, ilk kez bati ansiklopedilerinde yer almistir[49]. Arel ve Ezginin bir ekol oldugunu savunan bir gorus oldugu gibi bu ekolu sakincali bulan muzik bilimcileri de vardir. (ornegin Yalcin Tura gibi)

Haci Arif Bey, sevki Bey, Nikogos Aga, Tanburi Ali Efendi, Haci Faik Bey, Tanburi Cemil Bey, Saadettin Kaynak, Munir Nurettin Selcuk, Yaseri Asim Ersoy, Selahattin Pinar, onde gelen besteciler arasinda sayilabilir.

Bu donemin baska bir ozelligi de, Tanburi Cemil Beyin saz icrasinda bir okul yaratmis olmasidir. Onun etkisi yasadigi donem kadar, daha sonraki donemlerde de gorulmustur[50].



6-Reformist Donem

Huseyin Saadettin Arel den gunumuze kadar olan donemi kapsayan, bir cok neden den dolayi geri planda kalmis olan Klasik Turk Muziginin, gerek resmi ve gerekse resmi olmayan kurumsallasmanin yasandigi donem olarak kabul edilebilir.

ilk olarak istanbul Belediye Konservatuarinda ve daha sonra ileri Turk Musikisi Konservatuarinda dersler veren Arel, bir cok ogrenci yetistirmistir. ogrencisi Ercument Berker, istanbul universitesi Korosunda hocasinin yontem ve sistemlerini uygulamistir. 1976 da gene Arelin dogrudan ve dolayli ogrencileri olan Aleaddin Yavasca, Cuneyt Orhon, Cahit Atasoy, Necdet Varol, Halil Aksoy, Nevzat Sumer vb. ile istanbul Turk Musikisi Konservatuarinin kurulusunu gerceklestirmislerdir. (Bu kurum 1984 te iTu Turk Musikisi Konservatuari olmustur.) Bundan sonra diger illerimizde de konservatuarlar kurulmustur. Ayrica, Kultur Bakanligi bir cok ilde korolar kurmustur.

Resmi olarak Nevzat Atligin kurdugu Devlet Klasik Turk Musikisi Korosu 1976da etkinlige baslamistir[51].

Butun bu cabalar Klasik Turk Muziginin yayginlasmasini da beraberinde getirmistir. Bir donem radyolardan da yasaklanan bu tur, artik gunluk yasamimizin icersine girmis durumdadir. Bir gun donemimiz de tarih oldugunda, o gunun muzikologlari, uzerinde cok tartisilan bir donem olarak bu gunu gostereceklerdir sanirim. cunku ses sistemi, tarihi, cok seslendirilip seslendirilemeyecegi bu gunun muzikologlarinca uzerinde gorus birligi saglanamamis konular arasindadir.



Sonuc olarak ister Turk Halk Muzigi olsun, ister Klasik Turk Muzigi olsun, tarih icersinden bu gunlere kadar gelmis, bugun gelistirilerek yarinlarimiza aktarmamiz gereken, oz ve oz Turk Kulturunun birer urunudur.

inaniyorum ki kendi kulturlerine sahip cikmayan milletler, bunun cezasini, yok olmayla karsi karsiya kaldiklarinda odeyeceklerdir[52].
 

Türk Musikisi Tarihinde Dönemler

 

 

 

Türk musikisi tarihini başlangıcından bugüne kadar:

 

1. HAZiRLiK DONEMİ (BAsLANGic DoNEMi)

2. KLASiK DoNEM

3. NEO-KLASiK DoNEM

4. SON DoNEM

olarak incelememiz mumkundur.

 

1. HAZiRLiK DoNEMi (BAsLANGic DoNEMi)

 

Hazirlik Doneminde 11. -13. yuzyillardan kalan eserlerden anladigimiza gore SULTAN VELED, SAFiYuDDiN URMEVi ve HiZiR BiN ABDULLAH gibi sanatkArlari goruyoruz. Bu donemde istanbulda ENDERUN okulunun genisletilmesi mUsiki egitiminin baslatilmasi, mevlevihanelerin ve ozel meskhAnelerin yardimi ile MUsikimiz asil huviyetini kazanmaga baslar.

Bu arada orta ASYAda, Horasan ve Semerkandda ALi siR NEVAi, HuSEYiN BAYKARA, ABDuLKADiR MERAGi ve sADi gibi degerli sanatkArlar yetisir.

 

2. KLASiK DoNEM

 

2. a KLASiK DoNEMiN iLK BoLuMu

 

Meragali ABDuLKADiR den - iTRiye kadar surer. 1360-1712 yillaridir. istanbul her turlu kulturun merkezi olmakta ve klAsik formun en guzel ornekleri verilmektedir. Bu donemin unlu isimleri:

ABDuLKADiR MERAGi,

GAZi GiRAYHAN,

HATiP ZAKiRi,

ABDuLALi EFENDi,

BEHRAM AgA ve

iTRidir.

 

 

2. b SON KLASiK DoNEM

iTRiden-HAMAMiZADE iSMAiL DEDE efendiye kadar uzanir ki, 1778 - 1846 yillaridir, bu donem. Yenilesme, batiya donus cabalari, LAle Devrinin etkisi baslar. Yine bu donemde iki onemli sanatci, kendilerinden once ve yasadiklari zamanin eserlerini birer mecmUaya kaydederek bircok eserin kaybolmasini onlediler. Bunlar :

ALi UFKi BEY ve KANTEMiROgLUdur. Yine bu donemde :

SEYYiD NUH,

AHMET AgA

3. SELiM,

EBUBEKiR AgA,

ZAHARYA,

KANTEMiROgLU,

iLYA,

AMA KADRi BEY,

iSMAiL AgA,

ALi UFKi BEY,

HAFiZ sEYDA,

ABDuLHALiM cAVUs gibi degerli sanatcilari goruyoruz.

 

 

3. NEO-KLASiK DoNEM

DEDE EFENDi (1773-1836) ile ZEKAi DEDE (1825-1897) arasini temsil eder ve KlAsizmin yeni bir anlayis icinde yorumu demektir . KlAsik Donem ile Romantik donem arasinda bir gecis donemidir. Sanatsal kurallara dayanarak sekil ve kompozisyonu degistirmeden ruh ve yapi bakimindan degisik olculere gore yapilmis sanat eserlerini kapsar.

SADULLAH AgA,

DELLALZADE iSMAiL EFENDi,

BASMACi ABDi EFENDi ,

sAKiR AgA,

TANBURi EMiN AgA,

MUSTAFA iZZET EFENDi,

TANBURi ALi EFENDi,

ZEKi MEHMET AgA,

MEDENi AZiZ EFENDi,

LATiF AgA donemin unlu sanatcilaridir.

 

 

ROMANTiK DoNEM

Tum dunyAda oldugu gibi ulkemizde de sanat eserlerine his ve hayAlin hAkim oldugu ZEKAi DEDE (1825-1897) ve HACi ARiF BEY (1831-1895) yillarinda basladigi var sayilir. HACi ARiF BEYin kisiliginde en ust duzeye ulasmis, sEVKi BEYle devam etmis yuzyilimizin ortalarina kadar surmustur.

Donemin sanatcilari:

MEDENi AZiZ EFENDi

TANBURi ALi EFENDi

HACi FAiK BEY

HACi ARiF BEY

sEVKi BEYdir.

Daha sonra LEMi ATLi ve SUPHi ZiYA BEY sayilabilir.

 

4. SON DoNEM:

Turk toplumunda bu yuz yilin basindan ve gecen yuz yilin sonundan baslayarak gelisen Sosyo-ekonomik kosullar, Batililasmanin yanlis uygulamalari, Turk guzel sanatlarini da etkilemis, eski gelenekleri temelinden sarsmistir. Eski ogretim kurumlari ihmAl edilmis, yozlasmasina goz yumulmus, Devlet el atmamis ve Turk MUsikisi ancak sayili sanatcilarin ve bu ise gonul verenlerin gayreti ile bu gunki cizgiye gelmistir.

 

Turk MUsikisi ogretim kurumlarini ilk donemden bu gune kadar soylece siralayabiliriz :

 

ENDERUNU HuMAYUN, MEVLEViHANELER, MEHTERHANE, oZEL MEsKHANELER, DARuLELHAN, iSTANBUL BELEDiYE KONSERVATUARi, DARuTTALiMi MUSiKi, sARK MUSiKi CEMiYETi, GuLsENi MUSiKi, uSKuDAR MUSiKi CEMiYETi, iLERi TuRK MUSiKiSi KONSERVATUARi v. b. leri.

 

Turk MUsikisinin gelisip yayilmasinda en buyuk gorevi TRT ANKARA-iSTANBUL-iZMiR radyolarinin yani sira Devlet KlAsik Turk MUsikisi korolari yapmaktadir. l975 yilinda kurulan istanbul Teknik universitesi ve izmir Ege universitesi Turk MUsikisi Devlet konservatuarlari ile birlikte diger universitelerimizde de Turk MUsikisi egitiminin yani sira universite korolari konser programlari ile ogrencilerin yetismelerini saglamaktadirlar.

 

Ayrica, ulkemizin buyuk sehirlerinin cogunda Turk MUsikisi Dernekleri de calismalari ile muzigimize katkilarini surdurmektedir.

 

 

SARAYDA MuSiKi

 

3.Selim

 

Saray kendi bunyesinde musikici yetistirdigi gibi, saray disinda yetismis olan musikicileri de ya surekli olarak kadrosuna almis ya da onlardan zaman zaman sarayda duzenlenen musiki meclislerine katilmalarini istemistir. Kume fasli , sarayda gorevli musikicilerle saray disindan gelenlerin bir arada calip okuduklari fasil icin kullanilmis bir deyimdir. Hamam iz ade ismail Dede Efendi nin saraya cagrilisi bu uygulama icin iyi bir ornektir.

 

Hamam iz ade nin henuz Mevlevi dergahinda ciledeyken besteledigi, istanbul da kisa surede nam salan buselik makamindaki Zulfundedir ben im baht-i siyahim sozleriyle baslayan sarki, 3. Selim in dikkatini cekmis ve musahiplerinden Vardakosta Ahmed Aga yi dergaha gondererek dervis ismail i saraya cagirtmistir. Daha sonra Dede Efendi, sarayla Mevlevi dergahi arasinda gidip gelmis, bir ara sarayda muezzinbasi gorevinde bulunmus, ama hicbir zaman bu gorevini omru boyunca surduren bir saray adami olmamistir. Bu da gostermektedir ki saray, istanbul daki musiki etkinliklerini izleyen, basarili musikicileri bunyesine alarak gelismelerine olanak saglayan, onlarin kulturel yonden beslenmelerinde de basrolu oynayan bir islev ustlenmistir.

 

 

SULTAN 3.AHMET iN sEHZ aDELERiNiN SuNNET DuguNu sENLiKLERiNDE, OKMEYDANi NDAKi EgLENCELERDEN BiRiNDE MuZiSYENLER. SURNAME-i VEHB i ADLi ESERDEN, XV. YuZYiL.

 

Benzer bir ortam 2. Abdulhamid doneminde de olusmustur. Bati muzigini cok seven, kizi Ayse Sultan a da piyano dersleri aldirtan padisah, doneminin konaklarindan sokaktaki calgiciya kadar istanbul un musikisiyle ozdeslesmis olan Tanburi Cemil Bey in ununu duyunca -en azindan dinlemek icin- Cemil Bey i saraya cagirmistir.

 

Osmanli geleneginde devlet, saray, padisah terimleri kavram ve mekan olarak birbirlerinden ayrilmaz b ir butunluk gosterirler Devlet denildiginde, onu temsil eden padisah ile hem padisahin evi, hem de devletin yonetildigi mekan olan saray bir arada dusunulur. Saray belli bir yerdeki bina da olsa, seferdeki otag da olsa, padisahla birlikte devletin simgesidir Osmanli Devleti nin kurulusunda egemenligi, devleti, beyligi simgeleyen isaretler arasinda musikinin de onemli yeri oldugu gorulur Osman Gazi ye Konya daki Selcuklu sultani Giyaseddin Mesud un, beylik ve egemenlik simgesi olarak gonderdigi sancak, tabl (davul) ve tug, Osmanli da saraya bagli Cemaat-i Mehteran-i Alem, Mehteran-i tabl u Alemi-i Hassa, Mehterhane-i Tabl u Alem gibi adlar da alan Tabl u Alem Mehterleri ni dogurmustur. Saraya bagli olan Tabi u Alem Mehterleri saltanat sancaginin korunmasiyla gorevli alemdarlar ile calici mehterlerden olusmustu Mehter her gun ikindi ustu padisahin bulundugu yerde, ya cadirinin onunde ya da sarayda her zamanki yerinde calardi.

 

Henuz baskent istanbul a tasinmadan, H. Murad zamaninda saray icin musiki kitaplarinin hazirlanmasi, Semerkand dan Maragali Abdulkadir in 2. Murad a Mak asidu l-Elh an adli kitabini ithaf etmesi, Osmanli sarayinin musikiyle ilgisinin duzeyini ve baslangicini belirtmesi bakimindan onemlidir. Ahmedoglu sukrullah in Safiyuddin Abdulmumin den cevirdigi ve ilavelerle genislettigi Risale-i ilmu l-Musiki adli kitap, Makasid ul Elhan, Fatih doneminde Maragali Abdulkadir in oglu Abdulaziz in eseri Nekavetu l-Edvar (Nuruosmaniye Ktp, 3646), Fatih e ithaf edilen Fethullah Mu min sirvan i nin Arapca edvari Risale f i ilmu l Musiki (TSM Ktp, A 3449) gibi kitaplar, 15. yy. in Osmanli musiki kulturunun olusmasinda temel alinan Dogu islam kultur kaynaklarinin saray tarafindan degerlendirildigini, daha dogru bir deyisle Osmanli musikisinin olusumunun ve kimliginin belirlenmesinde gerekli birikimi sagladigini gosterir.

 

Klasik Donem

 

Fatih donemini anlatan Tarih-i Ebu l-Feth yazari Dursun Bey 1457 de Fatih in sehz adeleri Bayezid ve Mustafa nin, Edirne de Meric Nehri uzerindeki bir adada kurulan cadirlarda yapilan sunnet dugunundeki musiki meclisi ile orada calinan calgilari anlatir. Dursun Bey in kanunu padisahi demesinden Fatih in sarayindaki bu tur musiki meclislerinde saraya mahsus bir usulun oldugu, bu usule uyularak musiki icra edildigi anlasilabilir. Dursun Bey in saydigi, ozellikle sestar ve barbut gibi sazlara ve ud, sestar, tanbur, rebab ve barbutun bir arada calinmasina bakarak, bu musikinin islam etkisini tasidigi, henuz ozgun bir Osmanli kimliginin olusmadigi da anlasilir. Burada sozu edilen tanburun bugun kullanilan tanbur oldugu suphelidir; keza rebabin, bilinen yayli calgi degil de Ahmedoglu sukrullah in tanimladigi mizrapli calgi olmasi daha akla yatkindir.

 

Fatih in sarayinda s irmerd adinda bir udi ile ishak adinda bir kanuninin bulundugu da elimizdeki bilgiler arasindadir. Rebiyulahir 932/Ocak 1526 tarihli bir ehl-i hiref defterinde (TSM Ars4i D. 9306/3) cemaat-i saztir as an (calgi yapimcilari) arasinda 2. Mehmed (Fatih) zamaninda saraya alinmis 12 akce yevmiyeli tanburaci Muslihiddin adinda bir musikici kayitlidir. Bu kayit Fatih doneminde sarayda gundelikli sazende ve Bilim ve sanat etk

1715
0
0
Yorum Yaz