Muhyiddin Arabi Kitapları

2008-05-21 02:02:00

 

Fütuhat-ı Mekkiye

Hamd, şeyleri bir yokluktan ve yokluğun yokluğundan var eden ve şeylerin varlığını kelimelerinin yönelişine dayandıran Allah'a mahsustur. Bu sayede onların yaratılmışlığını ve Hakk'ın kadimliğinden kaynaklanan özelliklerinin sırını öğrendiğimiz gibi Allah'ın bize bildirdiği kadimliğini de öğreniriz.

Münezzeh Allah, zuhur edip izhar ederek zahir olmuştur, batın kalmamıştır; fakat (aynı zamanda) batın olmuş ve batın kılmıştır. Kulun varlığı, öncesinde de sabit iken, O'nun için el-Evvel (ilk) ismini sabit kılmıştır; yok oluşun ve yoksunluğun takdir edilmesi ise daha önce de sabit iken, Hak için el-Ahir (son) ismini sabit kılmıştır.

Asır ve muasır, cahil ve haberdar olmasaydı, O'nun el-Evvel ve el-Ahir veya el-Batın ve ez-Zahir isimlerinin anlamını kimse bilmeyecekti. Bu gibi isimler, bu en yüce anlamda Tanrı'nın güzel isimleri olsa bile, isimler arasında bir farklılaşma vardır. Söz konusu farklılaşma, menzillere yerleşmek için vesileler edindiklerinde belirginleşir...

 

 

İbn Arabi'nin Fusus'undaki Anahtar-Kavramlar

(A comparative study of the key phlisopohical concepts in sufism in sufism and taoism) - Toshihiko IZUTSU

Merhum Prof. Dr. Toshihiko Izutsu'nun A Comparative Study of The Key Philosophical Concepts in Sufism and Taoism/Ibn 'Arabi and Lao Tzu, Chuang Tzu (Tasavvuf'da ve Taoizm'deki Felsefi Anahtar-Kavramların Karşılaştırmalı Bir İncelemesi/İbn 'Arabi ve Lao-Tzu, Çuang-Tzu) başlıklı 2 cildlik abidevi eserinin tercümesini takdim ettiğimiz bu I.cildinde Şeyhü'l-Ekber diye bilinen Muhyiddin İbn Arabi'nin Fususü'l-Hikem'indeki temel anahtar-kavramlar semantik bir incelemeye tabi tutularak Üstad'ın Ontoloji'si (yani 'Varlık Bilgisi') ve buna bağlı olarak da 'Dünya Görüşü'nün temelleri ve çerçevesi ortaya konulmuştur.

 

İBNÜ'L ARABİ SÖZLÜĞÜ

Önceleri katı bir züht ve ahlak hayatı olarak ortaya çıkan tasavvuf, zamanla İslam ilimlerine karşı bazen bir tepki, bazen onlara eklemlenen veya onlara yeni boyutlar ekleyen bir ahlak hareketi şeklinde kendini ifade etmiştir. Birkaç asır sonra ise kendi terminolojisini ve dilini geliştirmiş, züht ve ahlak hayatını esas almakla birlikte teorik düzeyde çeşitli konular hakkında görüşler ortaya koymuş, böylece sufilerin tecrübeleri ekseninde bir dil ve yöntem anlayışı gelişmiştir. Bu nedenle sufiler başından beri farklı bir yönteme ve dolayısıyla farklı bir bilgiye sahip olduklarını iddia etmiştir.


İbnü'l-Arabi önceki sufilerden farklı olarak, kendisine ulaşan tasavvufi birikimi, felsefe ve kelam gibi teorik ilimlerin de katkısıyla, teorik bir düzleme çıkartmış, genellikle sûfinin hal ve tecrübesiyle ilgili ve sınırlı görülen tasavvuf konularını kişisel deneyimlerin dışına taşımış, bu deneyimi yaşamayanların bir şekilde katılabildiği yeni bir tasavvuf anlayışı geliştirmiştir. Bu anlayışın temelinde ise varlığın birliği öğretisi yatmaktadır ve bu öğreti, Tanrı-alem-insan ilişkilerini belki de başka hiçbir düşünürün boy ölçüşemeyeceği zenginlik ve çeşitlilikte yorumlama imkânı sağlamıştır.


İbnü'l-Arabi Sözlüğü, okurlara İbnü'l-Arabi'nin evrenine girmek için vazgeçilmez bir anahtar sunuyor.

 

 

Hayal Alemleri / İbn Arabi ve Dinlerin Çeşitliliği Meselesi (Imaginal worlds: ibn al-'arabi and the problem of religious diversity)

William C. CHITTICK

Bu eser, hem birbirinden bağımsız hem de birbirine bağlı kabul edilebilecek üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de "İnsan Mükemmelliği" başlığı altında vücud ve bu vücud ışığında alem ve insan ilişkileri anlatılır. Bu ilişkiye bağlı olarak "İnsan-ı Kamil" kavramın ve İnsan-ı Kamil'in bu ilişkideki yerine değinilir. O, alem'in göz bebeği gibidir. O'nsuz bu alem boş, ruhsuz bir cesede benzer.


İkinci Bölüm, "Hayal Alemleri" başlığı altında, İbn Arabi'nin hayal kavramına ayrılmıştır. Bu kavram bugün bizim kullandığımız anlamın dışında kullanılmıştır. Şeyh'in hayal kavramıyla anlatmak istediği şey zihne ait bir kurgu değildir. Hayal Alemi'nin de kendine özgü işleyiş biçimleri vardır. Burada Hayal'e ait görünüşlerden ve Şeyh'in tecrübelerinden örnekler verilir. Allah'ın rahmetinin gazabını geçmesi hakikatı bu bölümle ilgili olarak söylenebilecek diğer önemli bir noktadır.


Kitabın Üçüncü Bölüm'ünde ise "Dinlerin Çeşitliliği" problemi tartışılır.

 

 

İbn Arabi Kibrit-i Ahmer'in Peşinde

(Ibn 'Arabi ou la quete du soufre rouge) - Claude ADDAS

Vakıamda bir meleğin beyaz bir nurla beraber bana geldiğini gördüm. Bu sanki güneş ışığından bir parçaydı. "Bu nedir?" diye sordum. Bana şöyle cevap verildi: "Bu Eş-Şu'ara suresidir." Onu yuttum ve o zaman sanki bir tüy göğsümden boğazıma, boğazımdan da ağzıma çıkıyormuş gibi hissettim. Bu başı, dili, gözleri ve dudakları olan bir hayvandı. Başı Meşrık ve Mağrib ufuklarını kaplayıncaya kadar genişledi, sonra yeniden küçüldü ve göğsüme geri döndü. O zaman bildim ki sözüm Meşrık'a da Mağrib'e de ulaşacak."


Bu rüya sadık çıkmış, Şeyh-i Ekber'in vefatını takip eden asırlar boyunca Ekberi irfan sürekli yayılarak en uzak ülkelere kadar ulaşmış, Meşrık ve Mağrib'i kaplamıştır: Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, İran, Türkiye, Hindistan, Endonezya, Çin...
"Alemlere rahmet" olarak gönderilen peygamberin (a.s.m) kamil varisi sadece veliler için ilham, arifler için irfan kaynağı olmakla yetinmemiş, aynı zamanda bu rahmetin vesilelerinden de olmak istemiştir. Şeyh-i Ekber şöyle söylemektedir: "Elhamdülillah, intikam ve cezayı sevenlerden değilim. Allah beni rahmet üzere yarattı ve "Biz seniancak alemlere rahmet olarak gönderdik" buyurduğu zatın rahmetinin varisi kıldı."
"Bir vakıamda Allah sana sırrımda göründü ve şöyle buyurdu: "Benim keremime dair gördüğünü kullarıma öğret. Neden herşeyi kuşatmış olduğu halde kullarım rahmetimden ümit kesiyor?"
Bu "herşeyi kuşatan rahmet" Hatem-i Evliya'nın tüm eserlerine kaynaklık edecektir: Evrensel bir umut mesajı, nihai hükmün Yaratan'ın rahmeti olacağına dair ısrarda asla vazgeçmeyen bir hatırlatma...

 

 

İbn Arabi Müdafaası

Şeyh Mekki Efendi, Ahmed Neyli Efendi

İslam Medeniyeti'nde hiçbir simanın fikirleri ve kişiliği, İbn Arabi'ninki kadar tartışılmış değildir. Kendisinden sonra gelen düşünürleri keskin bir çizgiyle ikiye ayıran Şeyhü'l-ekber, başta Füsusu'l-hikem olmak üzere muazzam bir hacme sahip külliyatında yeralan fikirleri ve ifadeleri sebebiyle yüzyıllar boyunca zahir uleması denilen alimlerin keskin tenkitlerine hedef olmuştur. İbn Arabi hayranı Osmanlı Padişahı Yavuz Sulatn Selim'in emriyle kaleme alınan elinizdeki eserde, tarih boyunca İbn Arabi'ye yönelten itirazlar tek tek sıralanıp cevapları verilmektedir. Şeyh Mekki Efendi tarafından Farsça yazılmış olan eser, bir Osmanlı alim ve edebi olan Ahmed Neyli Efendi tarafından tercüme edilmiştir. İbn Arabi literatüründe önemli bir katkı yapacağını düşündüğümüz kitap, büyük arifin eserlerini okumaya bir hazırlık işlevi görecektir.

 

Bir Sufi'nin Portresi- Şeyh-i Ekber'rin Kaleminden Zunnun-i Mısrı -İbn Arabi

Bu eser zühdü, irfanı, efsanevî hayati ve özlü sözleriyle ilk dönem sufîleri arasında en çok dikkat çeken sîmalardan birisi olan Zunnun-ı Mısri'yi anlatıyor. İslam maneviyatının ve tasavvufun büyük üstadı Şeyhü'1-Ekber İbn Arabi'nin kaleminden çıkmış olması, eserin önemini arttırıyor. Zunnun-ı Mısri'nin menkıbeleri, hayati, tanıdığı sufiler, sözleri ve tasavvuf anlayışı merceğe alınmak suretiyle karakteristik bir sufinin şahsiyetinde bütün bir tasavvuf düşünce ve eylem olarak tanıtılıyor. Şeyh-i Ekber, bu kitabı yazma sebebi olarak şunları zikrediyor: "Ben bu topluluğun içerisinde, Zunnun-ı Mısri'den daha çok seyahat eden ve Allah dostlarıyla birlikte olan başka birisini görmedim." "Salihler anıldığında rahmet iner, çünkü salihleri anmak Allah'ı anmak demektir. Onların anılmasıyla inen rahmet ise, iliklerde müşahede edilir ve etkileri de dışarılardan zuhûr eder. Onlar, yalnız Allah ile hatırlanır ve yalnız O'na izafe edilirler. Onlar, yalnız O'nunla tanınmakta ve yalnız O'nun için aranmaktadırlar. Onlar, tüm mahlukatın başvurusudur."


İslam maneviyatını, temellerine inerek incelemek isteyenler için büyük bir hazine

 

 

Fena Risalesi

İbn Arabi

Metafizik bilgi yolunun amacı olan İlahi Hakikat ancak, bir yandan varlıkta ya da müşahede eden 'göz'de nisbi ve mümkün olan şeylerin 'fena'sı; öte yandan gene aynı varlıkta mutlak ve zorunlu olan şeylerin 'beka'sı demek olan, bir gerçekleştirim (realisation) sayesinde müşahede edilebilir. Bu, kesinlikle, hiç bir mahiyet değişimini, hiç bir şekilde özün bozulmasını ya da ortadan kaldırılmasını içermeyeceği gibi, daha önceden var olmayan hiç bir sonucu da çıkarmaz. Yok olan şey, tanım olarak, kadüktür ve daima 'yokluk' halindedir; kalan şey ise, sürekli olarak 'beka' halindedir, ebediyen aynı şekilde olandır. İşte, müşahedeyi yapan varlık ya da 'göz' için yeni olarak gözüken ya da açıklanan şey, sadece 'Görme'dir.

 

 

Arzuların Tercümanı- Tercümanü'l-Eşvak

İbn Arabi- Çev.Mahmut Kanık

Ah bir bilseydim, ah bir bilseydim onları
Hangi kalbe sahipler, acaba biliyorlar mı?
Ah gönlüm bir bilseydi, bir bilseydi
Hangi yollara düştüler, nasıl aştılar dağları
Sen sağ salim mi görüyorsun onları?
Ya da helak olmuş, yok olmuş gibi mi onları?
Hayrete düştüler aşıklar, geçtiler kendilerinden
Aşk içinde yanıp yıkıldılar, şaşırdılar yolları


 

Fususu'l - Hikem Tercüme ve Şerhi I-II-III-IV

Doç.Dr. Selçuk Eraydın

M.Ü. İLAHİYAT FAK. VAKFI

İbnu'l-Arabi'nin en meşhur eseri olan Fususu'l-hikem, İslam tasavvufunun Mesnevi ile birlikte şah eserlerinden biridir. Hacmi küçük olmakla beraber anlaşılmasındaki güçlük, Sadreddin Konevi'den itibaren günümüze kadar yüzden fazla Arapça, Farsça ve Türke şerhlerinin yapılmasınıa sebep olmuştur. XX. Asrın başlarında Avrupa'da İslam Tasavvufuna gösterilmeye başlayan alaka gittikçe artmış, ibnu'l-Arabi'nin eserleri hakkında çalışmalar yapılmış ve tercümeleri neşredilmiştir. Denebilir ki bugün batı dünyası İbnu'l-Arabi ve eserlerini doğudan çok daha fazla tanımaktadır.


Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında yazılan, Mesnevi şarihi Ahmed Avni Konuk Bey'in Fusus'l-hikem tercüme ve şerhi.

 

 

Fusüsu'l-Hikem-İbn Arabi

Dr.Ekrem DEMİRLİ-KABALCI YAYINLARI


Klasik anlamıyla bir tasavvuf kitabı olmayan Fusûsu’l-Hikem, Batılıların teozofi, İslam filozoflarının ise ilm-i ilahi veya marifetullah dedikleri bir disiplini temellendirmeyi hedefleyen orijinal bir yapıttır. Fusûsu’l-Hikem’in Arabî’nin öğrencisi Sadreddin Konevî’nin kullandığı anlamda bir metafizik kitabı olduğunu, Tanrı’nın varlığını, O’nun âlemle ilişkisini konu edindiğini söyleyebiliriz.Fusûsu’l-Hikem düşünce tarihimizde en çok şerh edilmiş eserlerden birisidir. Onun tarih içindeki etkinliği öncelikle bu şerhler sayesinde mümkün olmuştur. Farklı fikrî coğrafyalara mensup kişilerce şerh edilmiş, dahası Fusûsu’l-Hikem şerhi yazmak bir düşünsel ustalık ölçüsü olmuştur.Fusûsu’l-Hikem çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Kimi zaman fakih ve kelamcılar tarafından eleştirilmiş, bu eleştirilere sûfilerce çeşitli cevaplar verilmiş ve böylece farklı bir literatür oluşmuştur.İslam düşünce tarihinin en önemli entelektüel geleneklerinden birisinin kurucusu olan İbnü’l-Arabî’nin başyapıtı Fusûsu’l-Hikem, şimdi yepyeni bir çeviri ve şerhle okurun karşısında. Bu yeni çeviride Arabî’nin çetrefil metninin çok daha kolay nüfuz edilebilir olduğunu göreceksiniz. Gerek bölüm sonlarındaki notlar, gerekse kitabın ikinci kısmını oluşturan şerhin rehberliğinde Arabî’nin karmaşık gibi görünen düşünsel sisteminin düğüm noktaları çözülüyor. Ekrem Demirli yalnızca metni şerh etmekle kalmıyor, belli başlı Fusûs yorumcularının görüşlerine de yer vererek, geçmişte bu metnin nasıl algılandığını aktarıyor.

 

 

Endülüs'de Hadis ve İbn Arabi

İnsan Yayınları -Ali Vasfi KURT

İslam medeniyetinin özgün eserlerinin vücuda getirildiği Endülüs'de, aklı ilimlerin yanı sıra nakli ilimlerin de bu iklimin havasını teneffus ettiğini görüyoruz.


Bu çalışmada, İslam aleminin Batı yakasında hadis ilmine dair neler türetildiğinin değerlendirilmeleri ile birlikte geniş bir dökümünü bulacaksınız. Yazar, çizmiş olduğu bu çerçevede, yine Endülüs'ün yetiştirdiği büyük sufi düşünür İbnu'l-Arabi'nin hadis ile ilgili görüşlerinin geniş bir tahlilini yapmaktadır. Sufi düşünce ile hadis ilminin buluştuğu noktada hadis ilimleri ile ilgili şu tespitlerde bulunmaktadır.


"Muhaddisler vahyin nakilleri ve tebliğde nebilerin varisleri olduklarından, risaletten ve nasibleri vardır. Fakihlere gelince, eğer onların hadis rivayetlerinden bir nasibleri yoksa, onlar bu derecede olmadıkları gibi, kıyamette rasulerle birlikte değil, avamla birlikte haşrolacaklarıdır. Ulema deyimi de, yalnız ehl-i hadis için kullanılabilir. Çünkü gerçek anlamda imamnlar onlardır. Aynı şekilde ehl-i hadisten olmayan zahidler, abidler ve ahiret ehli olanlar da, verasetle temayüz etmemiş olan fakihler gibi, rasullerle değil, avamla birlikte haşrolacaklardır. Yalnız onlar, orada, ehl-i içtihad olan fakihlerin avamdan ilimleriyle temayüz ettikleri gibi, salih amelleriyle temayüz edeceklerdir."

 

 

İbn Arabi Anısına

Ebu' L -Ala AFİFİ, Seyyid Hüseyin NASR, W. Montgomery WATT, İbrahim MEDKUR, Muhammed Mustafa HİLMİ, Zeki Necib MAHMUD, Tevfik et-TAVİL - Çevirmen : Tahir ULUÇ

İbn Arabi'nin yediyüzüncü doğum yıldönümü anısına Kahire'de düzenlenmesi planlanan ama sonradan çeşitli sebeplerle gerçekleştirilmeyen bir kutlama çerçevesinde, İbn Arabi üzerine yazılmış çeşitli makalelerden oluşan bu eser bir anı kitabı niteliğinde. İbn Arabi hakkında yıllarca çalışmalar yapan çeşitli bilim adamları ve düşünürlerden herbiri, İbn Arabi'nin farklı bir yönünü anlatan birer makale yazmışlar ve bu makalelerden bir kısmı elinizdeki kitapta biraraya getirilmiştir.

 

 

İlahi Aşk

İbn Arabi -İnsan Yayınları

Aşkla sevgiyle ilgili açıklamalarımızı araştırma ve tahlilin en uç noktalarına kadar götürdük. Ancak, sevgilinin çeşitli olması nedeniyle aşkın kaynakları da o kadar çeşitli olmaktadır. Eğer beni iyi anladıysan, seni Yolun üzerine koydum. Bununla birlikte tesbihten yani Allah'ı yarattıklarına benzetmekten sakın kesinlikle sakın. Bil ki sevgi makamı çok şerefli bir makamdır. Gene bil ki sevgi varoluşun aslıdır.

 

 

 

Marifet ve Hikmet

İbn Arabi- İz yayıncılık


Allah'ın hükmünü bilmeyen kimse, Allah'a tam anlamıyla kul olamaz. Allah'a tam ibadet edemez. Hiç kuşkusuz Allah, cahil bir kimeyi kendisine veli ittihaz etmez.
İşte bütün bunlar, Marifet'in babaları ve fasıllarıdır. İnsan bu bilgileri tam anlamıyla öğrenip kendine mal edebilirse, o zaman "Arif" olarak isimlendirilir. Arifin Allah'la daimi ibir ünsiyeti vardır. Kaldı Hak Teala için bir aynadır. Halim selimdir. Dünya ve ahiretten uzak durur. Dehşet ve hayret sahibidir. İşlerini, amellerini Allah'tan alır ve onları almak için Allah'a baş vurur. Belki karnı açtır, bedeni çıplaktır, fakat hiçbir şeye teessüf etmez, çünkü gözü Allah'tan başkasını görmez.

 

 

Sahilsiz Bir Umman : Muhyiddin İbn Arabi

Michel Chodkiewicz- Gelenek Yayıncılık


Başdöndürücü bir terkip içinde fıkıhtan saf irfana dini ilimlerin tamamını kuşatan bir tefekkürün karmaşıklığı, Şeyh-i Ekber'in bu tefekkürü ifade etmekte kullandığı ibarelerin çoğu zaman birbirleriyle çelişik ya da en azından muammalı görünüşü, ve nihayet onbinlerce sayfa tutan bir eserin muazzam hacmi.. Bütün bunlar düşünüldüğünde, Ekberi irfanın yayılmasını zorlaştıracak böyle etkenleri aşmanın mümkün olamayacağı zannedilebilirdi. Halbuki durum hiç de böyle değildir.
Ekberı irfanın damgası sadece "entellektüel" tasavvuf üzerinde bulunmakla kalmamakta, en farklı toplumsal tabaka ve kültür seviyelerini içine alan tarikatlar aleminde de görülebilmektedir. Bu eserde, büyük arifin irfanı hem kendi değeri bakımından, hem de çok geniş bir alandaki tesirleri yönünden incelenmektedir.


 

Sadrettin Konevi'de Bilgi ve Varlık

Ekrem Demirli - Konevî Okumaları İçin Anahtar

İbnü’l-Arabî’nin eserlerini şerh eden ve daha sistematik / teorik bir ifadeye kavuşturan 13. yüzyıl mutasavvıfı Sadreddin Konevî’nin külliyatını kısa zamanda Türkçe’mize kazandıran Ekrem Demirli, Sadreddin Konevî’de Bilgi ve Varlık başlıklı telif çalışmasıyla bu çabasını taçlandırıyor. Yazarın 2003’te gerçekleştirdiği doktora tezine dayanan kitap, bu alandaki boşluğu dolduracak esaslı bir başvuru kaynağı.

830
0
0
Yorum Yaz