17/11/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR



Cümbüş kırık, neyzen suskun, ney suskun
geldi hazân, yine hüzün, yine gam
şarkı suskun, meyhane suskun,mey suskun

geldi hazan,yine hüzün,yine gam
gönüllere elem konuk her akşam...

Hicran dilsiz, yaş gözsüz, mevsimler güz
şair suskun, şiir suskun,
tanbur
sözsüz
yine boyun büktü akşamlar öksüz
geldi hazan, yine efkar, yine ah-u zar
yine hasret, yine gurbet ah leyli yar
bir ince sızı düşer sineye her akşam

Bülbülü bir güle zar eylemişler
dünyayı sevene dar eylemişler
sevdayı göğsüme nar eylemişler
geldi hazân, yine hüsran, yine figan
yine hicran, yine giryan, yine efgân
bir ince sızıdır nereye baksam

Rüzgar hicran inler gönül secdede
nağmeler aşkı kanar her
sine
de
ay küser b
in
efkâr basar gecede
geldi hazan, yine hüsran, yine efgân
yine sürgün, yine fir
k
at, yine figan
bir kara dumandır iner her akşam

Felek ki, demirden örmüş ağını
ceylanlar aşk için yakmış dağını
gazeller savurmuş gönül bağını
geldi hazân, yine hüzün,yine giryan
yan ey gönül dermansız derdine yan

bak yine çöktü efkar her yer karardı
bahçe gazel döktü yaprak sarardı
her sokak başını bir elem sardı
geldi hazân, yine hüzün, yine gam
yine sürgün, yine giryan, yine hicran
bir ince sızıdır nereye baksam

Tipi bize, boran bize, kar bize
feryat bize, figan bize, zar bize
hicran bize, fizan bize, har bize
yine fir
kat, yine gurbet, yine hasret ey Baran

dinmez bir sızıdır yüreğinde ne yapsan
gönüllere elem konuk her akşam

Bahçe mahsun, gül mahsun, gönül hicran
bülbül zar-ı figan, zar-ı fizan, zar-ı efgân
ey vah yine hicrân, yine giryân, yine hüsran, yine gam
ince bir duman gibi geçip gidiyor zaman
yan ey gönül dermansız derdine yan

Geldi hazân, yine hicran,yine hüsran, yine giryân bana düştü ah!..
yine fir
kat, yine hasret,yine figan, yine efgân cana düştü ah!....
attı felek, her birimiz bir yana düştü
ince bir duman gibi geçip gidiyor zaman
yan ey gönül yan, şimdi dermansız derdine yan

hüzünlere yazılmış bir ömür bizimkisi neylersin
ah! leyli yar...
kış geldi , yine tipi, yine boran, yine duman
yine her gece kalbimize yağıyor kar...
31/10/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR




GÜNAYDINIM’ sın...

Fecri aydınlatan sözlerimsin sen...Karanlığın odalarına süzme ışıktır gözlerin..Ceplerinde hüzün taşıyan adamın avuçlarında sakladığı mavi bilyelerin içinde yaşayan can...Sen perdelerime düşen günaydınımsın..Sen yarım yamalak sözlerimin tamamlandığı yersin...Durma oralarda, gecemi gündüze çeviren kadın..Günebakan çiçekleri gibi yüzünü bana çevir..Soluğunu rüzgar, suskunluğunu bahar yaptım kendime..Gözlerinin sağnaklarındayım bulut bulut düşüyorum Yeşil Cennetin kuruyan topraklara...Kalem oluyorsun yüreğimde demlenen...Kahverengi gözlerim gibi kahve gözlerinle ısık dağıtıyorsun şehrime..Alnıma vuran ışıksın..Cünkü sen günaydınım, sen benim yaşamımsın sabahıma kanatlanan...

AYDINLIĞIM’sın....

Cemaline sinen nurlu gözlerine esir düşüm ben..Esrik bir rüyayım karanlıktan aydınlığına saçılan..Tut sevgili..Mihrabına al beni..Gökyüzüne kanatlandır beni.Kutsa beni yüreğinle..Kutsal mabedinde yaşamama izin ver...Duam olsun nefesin..Nefesim olsun gözlerin..Katılaşmış karanlığımı erit yüzünde soluklanan güneşle..İlmekle beni ışığına..Kollarına al cocuksu sevinçlerımi...Ört üzerimi ışığınla...Saçlarımın köklerinde doğsun gözlerin..Alnı pak sevdalara kazılsın adın..Tıpkı karanlıklarıma bırakılan aydınlık gibi...Sen hep burada kal.Gecemin sabaha gebe kalan aydınlığı ol...Kuşluk vaktim olsun sözlerin..Perdelerim seninle gülümsesin...Şehrim seninle ısınsın..Sen geleceğe yürüdüğüm yollara mevzilenmiş çiçeklerin gökyüzüne bakan yanısın...Sen pencerelerime süzülmüş apaydınlığımsın....


YOLLARIM’sın....

Umutsuzlukta kaybettiğim yılların geleceğe giden zamanısın sen..Tozlu yollarımsın sana uzanan...Adımlarımsın bastığım her izinde adını sayıklayan...Rüzgar koynumda sana geliyorum..Dudaklarımda senin en sevdiğin şarkı....Bir de bohçamda sevgi azığım...Kilitledim geçmişimi karanlığa...Ben sana koşuyorum..Hem de yalınayak...Bilirim ki yollardaki dikenlerin çıplak ayaklarımın kanamasından korkarsın sen...Dudaklarınla öpme sakın yollarıma serilmiş dikenleri..Bırak kanasın ayaklarım....Yollarımsın bâd- ı saba ile yıkanmış..Bulut bulut gölgelerinde ilerlediğim varlığının bayram arifesindeyim.. Sana kavuşmak, bir bayram sabahı... Toprak yağmuru sağarken dudaklarıyla sen benim vuslatımsın hasretin omuzlarına vurulmuş...Sen benim yollarımsın adınla onurlandırılmış..Gözlerini mavi ufuklara çevir..Toz bulutuyla sana gelmekteyim...Ellerimde mavi bilyelerim nefes nefese sana koşuyorum .Bekle beni..Daraldı zaman..Yaz yağmuru kadar mesafem kaldı sana..Geliyorum....Kaybolan yılların cilasız zamanlarından senin için yollara koyuldum..Zamansızlığın patikalarını geçmişken bir dağ kaldı aramızda...Üzüm bağlarından geliyorum sana..Az kaldı sevgili..Yollarımsın, adımlarıma ömür diye sunulmuş...


SABRIM’ sın..

Acıya minnet eden bir cocuğun ellerine tutuşturulmuş ekmek gibi bereketli yüzün..Su gibi aziz, hayat kadar elzem ve nefes kadar sonsuz bir cansın sen...Akşam kuytularında yalnızlığın ayak dibinde düşmüş benliğimin gözlerinde tekrar hayatı kazanmasıydı..Takâtim, dayanağım, sabrımsın sen..Soğuk ve yapay cocuklarla bastırılmamış cocuksu düşlerimin yeniden sabırla örülüşüydü yüzündeki tebessümler..Ezberimsin. evvelim , ezelim ve ebedimsin...Sebebim, nefesim ve ahirim..Sen, çaresizliğin ayak uçunda demlenen yüreğime armağan edilen sonsuzluk hediyesi..Sen, göğsümde taşıdığım eşsiz paye...Sen benim acıya dayanma gücüm, sen benim yüreğime işlenmiş sabrımsın...


HAYATIM’sın...

Şeceresi hüzün olan adamın buzdan kalbine düşen hayatsın..Canıma can diye süzülen canânsın. Kanadında mutluluk olan baharlarsın sen...Gonca güllerle süslenmiş sabahların gülümsediği cansın sen.. Kaybettiklerimin ardından tek kazandığımsın..Bedeli ödenmiş acılarımı dudaklarındaki nefesle gideren şifâsın sen.. Bağrı yanmış ve susuzluktan yüreğimi kurumuş kıyılarıma dolan ve benliğimden aşıp yüreğimde çoğalan bitmez deryâsın sen..Yaralarıma kendi yarası gibi bakıp sökük yüreğimi Eyyubvâri sabırla mutluluk ekleyen, çöllerimdeki serabın tükendiğini bilip dudaklarındaki ab- ı hayat ile menzile giren Leylasın sen...Göğsümde her zaman övünç abidesi diye saklayacağım ömrü vefasın sen..Sen susuzluğuma düşen hayatsın..Bak çöllerim yeşeriyor..Dokun toprağa..Zamanın göğsünde elenmiş topraktan “ sen ” fışkırıyor bak..Dua dua filizleniyor kuru yapraklar..İçinde büyüttüğüm kız çocuğunu vakitsiz gömen adamın kuru dudaklarına sunulmuş ab- ı hayatsın...Sen benim gözlerindeki kendimi gördüğüm hayatımsın...Soluklandığımsın, nefes aldığımsın....


Velhasıl; sen benim evvelim,
Ezberim, ezelim, ebedimsin...
Sen benim herşeyimsin...

31/10/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR

  

Nisanlar sana küsmüş sırtını çevirmişse

Yağan Yağmur ruhunu alt edip devirmişse

Ekim ne yapsın?

 

Hayaller beş paralık üstüne çiğ yağmışsa

Gece Erken başlayıp sevincini sağmışsa

Ekim ne yapsın?

 

Terk eden vefasız kapıyı çarpıp gitmişse

Kaderinde payına güz gülleri düşmüşse

Ekim ne yapsın?

 

Hayatın hazan renginde hep soluk geçiyorsa

Hüzünler Ayrılıklar Ekim'i seçiyorsa

Ekim ne yapsın?

31/10/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR




Sevmek inanmaktır.

Sevmek yasamaktır.
Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.

Sevmek sevdiği olmaktır.

Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.

Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir. Ki tek kalp olunsun.

Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardir. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.

Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. O ndan O nun adına istersin. O nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin onu. Sonsuzluğa ***ürmek, onunla sonsuzluğa varmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.

Sevmek sevgiliden sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.

Sevmek; sevmek istemektir.

Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O ndan anlaşılmayı beklersin, ne onun Leyla Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.

Sevmek, gücenmemektir.

Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi öğrenmek demektir.

Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır. Sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.

Sevmek ölmektir!

Sevmek, ölmesini bilmektir.

Sevmek sevgili için yasamaktir. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktir. Ama artık onun bir seyi olunmadığı zaman ölmesini bilmektir! Sevmek, vermektir. Sevmek sevdigi için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!

Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden.

Sevmek sevgilinin gel deyisine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.

Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.

Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limani olmaktır. Sevmek sevdiginin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır. Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere.

Sevmek yürümektir gönüllerde.

Sevmek güvenmektir.

Sevmek onaylanmaktır.

Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yalınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek.

Yalansızlı, içtenlilik, ölümsüzlüktür sevmek. İlk insanin, Havva nın Adem in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek.

Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek.

Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.

Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.

Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.

Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.

Sevmek bir olmaktır.

Sevmek yaşamaktır.

Ve sevmek inanmaktır.

Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.

Sevmek sevmesini haketmektir.

Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.

Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktir. Sevmek saz benizli sabahlarda yasamaktır sevgiliyi.

Sevmek sevmesini bilmektir.

Sevmek ölmesini bilmektir.

Sevmek SEVMEK olmaktır.

AŞK olmaktır.

Aşk bir kere sevmektir. Sevmek aşkın kendisi olmaktır. Sevgiliyi bırakıp ALLAH a varmaktır...

28/10/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR





Aşk bir muamma gibidir çözebilene aşk olsun
Aşk bulutunun üstünde gezebilene aşk olsun

Aşk gönülün hitabıdır divanenin hesabıdır
Aşk şiirin kitabıdır yazabilene aşk olsun

Aşk incelik aşk azamet aşk özveri aşk nezaket
Aşk imandır aşk ibadet hazzı bilene aşk olsun

Aşk ilahların sathıdır aşk benliğin ruhsatıdır
Aşk kayalardan katıdır ezebilene aşk olsun

Aşk Ali'ye Kamber gibi aşk mis gibi amber gibi
Aşk sihirli çember gibi bozabilene aşk olsun

Aşk deli aşk akil eder aşk uzağı yakın eder
Aşk ateştir aşk kül eder tozabilene aşk olsun

Aşk irfan alimin huyu aşk Kevser Zemzemin suyu
Aşk bir sonsuz derin kuyu kazabilene aşk olsun

Aşk ilimdir aşk keramet aşk asalet aşk nedamet
Aşk güvendir aşk saadet erebilene aşk olsun

Aşk mekanı arı yerdir ziyareti gönüllerdir
Aşk benlikten ileridir özge bilene aşk olsun

Aşk uğraştır aşk emektir aşk sevmektir sevilmektir
Aşk demek Ben demektir sezebilene aşk olsun

28/10/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR

Rabbim
Bir insan koy kalbime
Ama o insan senin de
sevdigin olsun

Ve bana öyle bir insan sevdir ki
O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
Onunla bulusmus olan sen olasin

Onunla el ele tutustugumuzda
Ikimizin uzerinde Senin elin olsun

Bana öyle gözler göster ki
Ben o gözlerden sana bakayim

Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler cennete acilan iki pencere olsun

Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim

Oyle bir sevgili verki bana
Ona sarildigimda kainat bize baksin
Birbirine sarilsin

Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
Bize bakip seytan Adem’e secde etsin
Günah sevap ugruna kendini feda etsin
Olüler birer birer uyansin sevgimizle

Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde Muhammed sevilsin

Oyle sevelimki birbirimizi
Hz. Hatice göklerden bize seslensin
Ve desin ki

“Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde… bizde onlardayiz.
Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..

22/10/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR





Vermeli ama nasıl? İnciterek, başa kakarak, gösteriş yaparak vermek "vermek" midir?

Ya da, insanın kendisinin beğenmediği, gönül rızası ile değil ancak gözünü kapatıp alabileceği kötü şeylerden vererek "vermek"?

Ve yahut, sarfettiklerinin o maldaki muhtacın hakkı olduğunu gözardı edip, kendisinin bir lütufta bulunduğunu zannederek, karşılığında verilen insanın izzetini ayaklar altına alarak "vermek"?

Gaflet ve kibirle, kendisinin sadece bir vesile olduğunu unutup, yarın belkide alen el ile veren elin yer değiştirebileceğini düşünmeyerek "vermek"?

Belki görünürde hepsi birşeyler vermektir ama hakikatte asla... Vermek ancak Yaratıcı'sına karşı sorumluluk duygusuna sahip, Rab'inin huzuruna bir gün döneceğini bilen insanın işidir. Çünkü onun verirken yüreği titrer.

Hayatta çoğu kez, ne yapıldığı kadar, onun nasıl yapıldığı da mühim olur. Hatta bir bakmışız, bazen yapılan boşa çıkmış çünkü "nasıl yapıldığı" öne geçmiş. Nihayetinde, lokmaları boğaza dizmeye bir acı söz yeter de artar. Sonrasında diyet parası başa kakılacaksa eğer, kol kesilir ve atılır. Şairin,

"İlticâ etmeyesin nâmerde
Keşf-i hâl etmeyesin bîderde"

dediği kadar vardır.

Kerim Kitab'ımız ise bize sadece ne yapmamız gerektiğini söylemez, aynı zamanda onu nasıl yapmamız gerektiğini de vurgular. Hayatı Kur'an olan Elçi'den itibaren o kervanın seçkin yolcuları da bunu en güzel şekliyle hayatlarına geçirirler. Hassas bir kalp ve dikkatli bir göz baksa, Allah yoluna sarfedişlerde nice incelikler bulacaktır. Kimi veren, elini alttan uzatır. Çünkü istemez ki, karşıya en ufak bir yük olsun. Kimi yokslun kapısına koyar da sonra sessizce ve kendini belli etmeden çeker gider. Kimseler bilmez, alan kim, veren kim?

Elbette ki, gösteriş ve övünme vesilesi olarak değil, ancak bir teşvik ve vazife bilinciyle veriliyorsa, açıktan vermek de güzeldir ama gizliden vermek daha güzeldir. Çünkü,

Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır. (2:271)

Sonra kimi kültürlerde verilecekler iki elle sunulur ki, tamamıyla ve kıymet vererek karşıdakine yönelindiği belli olsun. Kimi kültürler vardır, sadaka taşı diye şaşılacak bir metod bulmuşlardır, yıllar sonra gelen torunları bunu ancak iç geçirerek anarlar.

Hem "alan el" ile "veren el"in aslında hiç de uzak olmadığını bildikten sonra insan, kalbini ve eylemlerini hep istikamet üzere çekmeye çabalamasın dea ne yapsın:

"Değme bir hor-ı hakîre hor deyu kılma nazar
Kalbinin bir gûşesinde arş-ı Rahmân gizlidir"

Gösteriş için, inciterek ve başa kakarak verip de verdiklerini boşa çıkaranların halini ise yine en iyi Kitap tasvir eder. Bu şekilde mal sarfedenin durumu,

... üzerinde biraz toprak bulunan şu kayaya benzer ki, ona şiddetli bir sağanak isabet edince onu düz (çıplak) bir kaya halinde bırakır. Kazandıklarından bir şey elde edemezler. Zira Allah kafirler/nankörler topluluğunu doğru yola eriştirmez. (2:264)

Buna mukabil, Allah'ın rızasını istemek ve içlerindeki imanlarını kökleştirip sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu acaba nasıldır?

... yüksek bir tepede bulunan, bol yağmur değince ürünlerini iki kat veren, veya bol yağmur değmese bile, aynı ürünü vermek için çisentinin bile yettiği bir bahçenin durumu gibidir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir. (2:265)

Son olarak, şu geçici dünya hayatında vermeyenler, verirken yüreği titremeyenler iyi bilmelidir ki, içlerin dış olacağı o son saat pek yakındır.

* Sevdiğimiz şeylerden vermeye dair bkz. (2:267, 3:92)
* Rab'lerinin huzuruna döneceklerinden yürekleri titreyerek verenlere dair bkz.(23:60-61)
* Kol kestiren diyet parası Ömer Seyfettin'in dilinden hoş bir hikayede geçer: "Diyet".
* Gizli ve açık olarak vermeye dair bkz. (14:31, 2:274, 35:29, 13:22)
* "Arş-ı rahman gizlidir" diye biten beyit İsmail Mâşukî'nindir.
* Gösteriş olsun diye mallarını sarfedenlere dair bkz. (4:38)

22/10/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR



Bir zamanlar Afrika'’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep ayni şeyi söylerdi: 'Bunda da bir hayır var!' Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu.
Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı. Kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi: 'Bunda da bir hayır var!' Kral acı ve öfkeyle bağırdı: 'Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?' Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.
Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu.Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insani yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler.
Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu.
Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı. 'Haklıymışsın!' dedi. 'Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İste bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi.' 'Hayır' diye karşılık verdi arkadaşı. 'Bunda da bir hayır var.' 'Ne diyorsun Allah aşkına?' diye hayretle bağırdı kral. 'Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir.' 'Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?' Ve sonrasını düşünsene...

22/10/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR

Ve yine…
Bir yalnızlık vaktinde
Senin için bütün yıldızları topluyorum gökyüzünde

Bir ankanın sırtında zümrütten hayaller kuruyorum
Aşkı anlatan bir şiir diliyorum yıldızlardan
Kitap aralarında kuruttuğum çiçeklerde kokluyorum baharı
Vuslatı boy atan ağaçlar dikiyorum en susuz denizlere

Ve çok uzak ülkelere
Yusuf’un kuyudaki sessizliğine ve yokluğundaki sensizliğime sesleniyorum;
“Alıştırma beni hasretine!”

Bir karanfil gibi uzak durma yüreğime
Silkelen ve çık bilinmezliğinin gayyasından
Cimri aşkını kov artık
Sonsuz dehlizinden kalk


Kadehime çöken bu siyah yalnızlığı dök
Ayrı geçen yılları sıfırda başlat
Ve bitir mesafeleri
Yediveren güllerimi buluttan ellerine sar
Verimli harabelere üfle aşkını
Kardelen çiçeği sesinle efsunları kır
Ölümü korkutan varlığını sal içime


Gel ve ruhuma ferahlık veren bakışlarını, lekesiz kalbime sun
Martılar gitmeden, şehir susmadan gel…
Kollarım boşluğu bilmeden, gözlerim uykuyu tatmadan gel…
Şems Mevlana’ya küsmeden, küme küme eşiğimizde gezinen günahları ay beyazlığında uyuta gel…
Beni koru aşkın engel tanımadığı zamanlardan
Sokaklardaki sırrı kırılmış aynalardan koru beni
Hasret yumağını kafdağının zehrinde küçült
Bir başka dilde ismimi söyle
Bebek yüzlü ruhuma hoş gel…
Yol uzun kısa ne fark eder
Canımı acıtan bilinmezliğini ört de gel…
Kalem elden düşmeden, lambada titreyen alev üşümeden
Aşk kâğıda yazılmadan gel…


Tek’i bulmak için
Tek’e bağlanmak için
Tek olmak için gel…
””BİR GECE ÇIKIP GELSEN ÖLMEZSİN YAR
ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞEN GELMEZSEN YAR!

22/10/2008 · Kategori: 13-ah-MiSAFiR YAZARLAR




Basiktas Ciragan'da Yahya Efendi Turbesi vardir bilir misiniz?

Kanuni Donemi'nde yasamis bir alimdir kendisi.

Halen bir mescidin de ibadete acik oldugu Yahya Efendi turbesi bugun de gecmisteki o mistik ozelligini devam ettirmektedir.

Yasadigi donemde Kanuni ile arasinda cereyen eden bir oykuden bahsedecegim bugun size.

Umarim ibret aliriz.

***

Kanuni Sultan Suleyman,en yuksek duruma getirmis oldugu devletin akibetini hayal eder,gunun birinde Osmanogullari da inise gecer cokmeye yuz tutar mi diye derin derin dusunmeye baslar…

Bu gibi sorulari cogu zaman sut kardesi meshur alim Yahya Efendi 'ye sordugundan bunuda sormaya niyet eder.Guzel bir hatla yazdigi mektubu kesfine inandigi Yahya Efendiye gonderir…

"Sen ilahi sirlara vakifsin. Kerem eylede bizi aydinlat. Bir devlet hangi halde coker? Osmanogullari'nin akibeti nasil olur? Bir gun olurda izmihlale ugrar mi?" seklinde mektubunu gonderir.

Guzel bir hatla yazilmis mektubu okuyan Yahya Efendinin cevabi bir bakima cok kisa bir bakima icinden cikilmaz bir hal alir:

"Nemelazim be Sultanim!"

Topkapi Sarayinda bu cevabi hayretle okuyan Sultan, bir mana veremez.. Yahya efendi gibi bir zatin boylesine basit bir cevapla isi gecistirecegini pek dusunmez.Soylenmeye baslar:

"Acaba bilmedigimiz bir mana mi vardir bu cevapta?"

Nihayet kalkar,Yahya Efendinin BesIktas'taki dergahina gelir..

Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:

"Agabey ne olur mektubuma cevap ver.Bizi gecistirme,soruyu ciddiye al!"

Yahya efendi duraklar:

"Sultanim sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi?Ben sorunuzun uzerine iyice dusundum ve kanaatimi de acikca arz etmistim."

"Iyi ama bu cevaptan bir sey anlamadim.Sadece nemelazim be sultanim demissiniz.Sanki beni boyle islere karistirma der gibi bir anlam cikariyorum."

Yahya Efendi bu cevaptan sonra su akil almaz aciklamasini yapar:

"Sultanim!Bir devlette zulum yayilsa, haksizlik sayi olsa, isitenler de nemelazim, deyip uzaklassalar, sonra koyunlari kurtlar degil de cobanlar yese, bilenler bunu soylemeyip sussa, gizleseler, fakirlerin, muhtaclarin, yoksullarin, kimsesizlerin, feryadi goklere ciksa da bunu da taslardan baskasi isitmese, iste o zaman devletin sonu gorunur. Boyle durumlardan sonra devletin hazinesi bosalir, halkin itimat ve hurmeti sarsilir. Asayise itaat hissi gider, halkta hurmet duygusu yok olur. Cokus ve izmihlal de boylece mukadder hale gelir…."

Bunlari dinlerken aglamaya baslayan koca sultan, soyleneni basini sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini boyle ikaz eden bir alime memleketinin sahip oldugu icin Allah'a sukreder, bu turlu ikazlardan geri kalmamasi icin tembihte bulunarak oradan ayrilir…

Mektup bugun Topkapida sergi halindedir…

« Önceki ::